AYET-İ KERİME

http://emelleri.blogspot.com.tr/2013/06/fakirlige-sebep-olan-seyler.html

14 Nisan 2022 Perşembe

 



ŞÜKÜR..

İsa aleyhisselam bir ağacın altında ibadet eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları felçli olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen, mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu:
– “Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!..”
İsa aleyhisselam kötürüm adama yaklaştı:
- Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Peki hangi nimettir, nice zenginlere verilmediği halde sana verilen?
Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki:
- Allahü teâlâ bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple O’nu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de O’na şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde O’nu tanıma sevinci, dilinde de O’na şükretme mutluluğu yoktur. Ama Rabbim bana bu sevgiyi ihsan eylemiş.
İsa aleyhisselam;
– “Ver şu elini öyle ise!” diyerek elinden tutar, gözlerinden öper. Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam:
- Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygambersin, der. Sonra da ayakları üzerine kalkabildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur:
- Yâ Nebiyyallah! Sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki:
– “Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında?”
Adam bunları söyledikten kısa bir zaman sonra ruhunu teslim eder.
Hadiseye şahit olanlar İsa aleyhisselama derler ki:
- Yâ Nebiyallah! Onu secdeye indiren nimetlere biz tâ baştan beri sahibiz. Ama hiçbirimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık.
İsa aleyhisselam da onlara şöyle buyurur:
- Öyle ise, tefekkür edin, siz de düşünün! Düşünen, sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!
*İnsanoğlu nimet içerisinde iken nimetin kıymetini idrak edemez. Balık suda iken suyun kıymetini bilmediği gibi. Ne zaman ki su’dan bir mahrumiyet olur işte o zaman çırpınmaya başlar ama iş işten geçmiştir...Artık yolun sonu görülmüştür.*
Ya Rab! Zatının, sıfâtının, esmâının, efâlinin hudutsuzluğunca verdiğin nimetlere şükürler Olsun .
Vahdeddin HOCA

26 Ekim 2019 Cumartesi

CENNET BAHÇESİ

CENNET BAHÇESİ

Yer yer verdiğimiz konu ile ilgili bilgileri bir kompozisyon içinde tekrar arzediyorum.

Ravzâ-i Tâhire, Medine'deki Mescid-i Nebevî'nin içinde bulunan Peygamberimizin (ﷺ) türbesi ile minberi arasına verilen isim.
Bu ismi bizzat Peygamberimiz (ﷺ) takmış ve şöyle buyurmuştur:
"Benim mezarım ile minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir." Ravza, bahçe demektir. Tâhire ise tertemiz. Mescid-i Nebî'de her taraf kırmızı halılarla kaplı iken, Ravza-i Mutahhara'daki halılar yeşildir. Burada bulunan 12 sütun, Sultan Üçüncü Selim'in emriyle mermerle kaplanmış ve pâdişahın bizzat kendisinin yazdığı Na'tı Şerif, bu sütunlara sülüs hattı ile kabartmalı bir şekilde nakşolunmuştu.

Bu sütunlardan 8 tânesinin çok özel bir kıymeti var. Her biri Peygamberimiz (ﷺ) Efendimiz
hâtırâlarıyla süslenmiş bu 8 sütunun üzerine, hâtırâların kaybolmaması için yine 3. Selim tarafından isimleri yazılmıştı.
Peygamberimiz (ﷺ) Efendimiz zamânında Mescid-i Nebevî'nin sütunları, hurma ağaçlarıydı. Daha sonraki zamanlarda bu ağaçlar sökülerek yerine direkler dikildi. Lâkin hiçbir zaman yerleri değiştirilmedi. Şu an hâlâ
Peygamberimiz (ﷺ) Efendimiz zamanındaki hurma ağaçlarının yerlerinde duruyorlar.
Sonraki yıllarda ilâve edilen pek çok sütunla birlikte, sütun sayısı 327'ye ulaştı. Bu sütunların 22 tânesi maksûrenin içindedir. (Maksûre, Rasûlüllah (ﷺ) Efendimiz , Ebû Bekir ve Ömer'in (r.a) yanyana kabirlerinin bulunduğu odaya denir)
Şu an Mescid-i Nebevî'de iki tip sutun vardır ki; Tabanları pirinçle kaplı, Osmanlılara âit kırmızı direkler (sonradan Suûdîler tarafından beyaza boyandığı için hafif pembemsi bir renk almışlar) ve Suûdîler'e âit beyaz direkler. Duvar diplerindekiler kare, diğerleri yuvarlaktır. Şimdi gelelim, hâlâ asr-ı saâdetin hâtırâlarını taşıyan ve üzerlerinde isimleri yazan meşhur 8 direğe...

1️⃣-Hz Aişe (r.anhu) kapısı,
Peygamberimiz (ﷺ) Efendimiz mescid'te
namaz kılan cemaat'e son kez bu kapıdan
bakmıştır.

2️⃣-Hz Ali (r.a) Efendimiz'in namaz kıldığı yer,
Muhâfızlar Sütunu-Hz. Ali Sütunu kıbleden
îtibâren Serîr (Yatak) Sütunu’nun arkasına
düşer. Hücre-i Saâdet’in parmaklıkları
arasındadır. Peygamberimiz (ﷺ) Efendimiz
mescide girip çıktığı kapının sağındaki sütundur. Peygamberimiz (ﷺ) Efendimiz
koruyan muhâfızlar, Hz. Aişe’nin evinin kapısının önündeki bu sütunun yanında beklerlerdi. Bu sebeple muhâfız mânâsına gelen Muharras ya da Haras Sütunu ismi verilmiştir. Peygamberimiz (ﷺ) Efendimiz'i
korumak için sahâbeler, gece-gündüz nöbet
bekliyorlardı bu sütunun yanında.
Nihâyet, “Allah seni insanlardan korur”
(Mâide-67) âyeti inince, Peygamberimiz (ﷺ)
muhâfızları gönderdi. Bilhassa Hz. Ali, bu sütunun yanında namazlarını kılar,
Rasûlüllah’ı (ﷺ) suikastlerden korumak için burada nöbet tutardı. Bu yüzden Hz. Ali (r.a) Sütunu ismiyle de anılır.

3️⃣-Kıble istikametindeki sütunun üzerinde “Hâzâ Üstüvânetü’s- Serir” yazmaktadır. Serir demek, yatak demektir, döşek ya da minder anlamına da gelir.
Allah’ın Rasülü (ﷺ) her yıl Ramazan ayının son 10 gününde bu hurma direğinin dibine bir minder attırır ve itikâfa çekilirdi. İtikâfta bulunurken, bazen mubarek ayaklarını uzatır ve perdenin arka tarafında bulunan Hz. Aişe validemiz yıkardı.
Bazen de mübarek başlarını uzatır ve yine Hz. Aişe anamız yıkardı.
İşte bu zaman zarfında Cebrail (a.s) gelerek, o güne kadar gelen ayetleri birbirlerine okurlarmış. Önce Peygamber Efendimiz (ﷺ)
okur, Cebrail (a.s) takip ederdi,
buna “arz” deniyor. Sonra Cebrail (a.s) okur Peygamberimiz (ﷺ) takip ederdi. Buna da “mukâbele” deniyor.

4️⃣-Tevbe Sütunu-Ebû Lübâbe Sütunu minber tarafından dördüncü, maksûre tarafından ikinci, kıble tarafından da üçüncü sütundur. Peygamberimizin (ﷺ) kabrinin, hattâ mübarek başının hizâsındadır.
Ebû Lübâbe bin Abdülmünzir isimli sahâbenin, bu sütuna bağlı iken tevbesinin kabûl olunması sebebiyle Ebû Lübâbe ve Tevbe Sütunu isimlerini almıştı. Hâdise şöyle vukû buldu:
Ebû Lübâbe, Peygamberimizin (ﷺ)
elçisi olarak Benî Kureyza Yahudileri’ne gidip, teslim olmalarını istedi. Yahudiler, “Teslim olursak Peygamberiniz bize ne yapar” diye sormaları üzerine Ebû Lübâbe “Peygamber hepinizi öldürecek” dedi. Aldıkları bu cevap karşısında son derece panikleyen ve korkan Yahudiler, anlaşma yapmaktan vazgeçtiler. Anlaşma yapılmasına engel olduğu için pişman olan Ebû Lübâbe, “Yüce Allah beni affedip, tevbemi kabul edeceği âna kadar burada kalacağım.” diyerek kendisini bu sütuna bağladı. Tevbe Sûresi 102. ayet nâzil olup bu sahâbenin tevbesinin kabul olunduğu bildirilince de “Tevbe Sütunu” ismini aldı.

Bu sütun, Peygamberimiz (ﷺ)
zevcesi Hz. Ümmü Seleme’nin kapısının önünde idi. Hâdiseyi duyan Rasûlü Ekrem (ﷺ)
“O, bana ilticâ etseydi, O’nun için duâ eder, Allah’tan af dilerdim. Mâdem ki Allah’a ilticâ etti, o halde affını Allah’tan beklesin, ben bir şey yapamam” buyurmuştu.
Ebu Lübâbe, altı gün bu sütuna bağlı kaldı. Namaz vakitleri ve aslî ihtiyaçlarında hanımı gelerek onu çözer, namaz akabinde tekrar bağlardı. Altıncı günün sonunda Peygamberimiz (ﷺ), hanımı Ümmü Seleme’nin evindeyken, Ebû Lübâbe’nin tevbesinin kabul olunduğunu bildiren Tevbe Sûresi 102. ayet nâzil oldu. Müjdeyi Ümmü Seleme verdi, ipleri Rasûlü Ekrem (ﷺ) çözdü. Rasûlüllah (ﷺ)
nâfile namazlarını bu sütunun yanında kılar ve sabah namazlarından sonra da sütuna yaslanarak oturur, ashâbıyla sohbet eder, yeni nâzil olan âyetleri okur, ashab'tan rüyâ görenlerin rüyâlarını tâbir ederdi.

5️⃣-Rasülüllah (ﷺ) bir defasında şöyle buyurmuştu:“Benim mescidimin içerisinde öyle bir yer vardır ki, orada yapılan dualar reddedilmez.” Fakat Ashâb-ı Kiram, işaret buyurulan yeri öğrenemeden Peygamberimiz (ﷺ) vefat etmişti.
Kendi aralarında istişare edip dediler ki: “Bu yeri Hz. Aişe validemiz bilir.” Hanımları takip ettiler ki, Hz. Aişe namazlarını mescidin neresinde kılıyor, dualarını nerede yapıyor? Gördüler ki, genelde Hz. Aişe validemiz namazlarını bu hurma direğinin dibinde kılmaktadır.
Bu bir.İkincisi, bir gün bu direğin dibinde Hz. Aişe validemiz Mekkeli Muhacirlere ders vermektedir. Yanı başında da kız kardeşi Hz. Esma’nın oğlu Urve Bin Zübeyir oturmaktadır. Bir ara Hz. Aişe validemiz demiş ki: “Bu mescid’in içerisinde öyle bir yer vardır ki, orada namaz kılmanın sevabını, kadrini ve kıymetini Müslümanlar bilmiş olsalardı, aralarında kura çekerlerdi.” Dinleyenler:
“Ey Anamız! İşaret ettiğiniz yer neresidir?” diye sormuşlar fakat, Hz. Aişe validemiz söylememiş. Ders bitip muhacirler dağılınca, yanında oturan yeğeni Urve Bin Zübeyir’in kulağına bir şeyler fısıldamış. O da kalkıp bu hurma direğinin dibinde namaz kılmış. Bu noktadan hareketle Müslümanlar, hadiste işaret edilen ve Hz. Aişe validemizin de işaret buyurduğu yerin, burası olduğuna hükmetmişler

Kıble, Kudüs'ten Kâbe'ye çevrildiğinde Hz. Peygamber (ﷺ) Efendimiz, 2 ya da 3 hafta kadar bu sütunun yanında kıldırmıştı
namazları. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer (r.a)'de bu sütunun yanında namaz kılmayı alışkanlık hâline getirmişlerdi. Mekke'den Medîne'ye hicret eden muhâcirler, umûmiyetle burada toplanıp sohbet ettikleri için, sütunun bir diğer ismi de Muhâcirler Sütunu olmuştu.

6️⃣-"Evimle minberimin arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir ve minberim havzımın üzerindedir." hadis-i şerif levhası.

İmam Malik gibi bazı alimler, bu bahçe gerçek bir cennet bahçesidir ve ahirette cennete nakledilecektir, demişlerdir.

7️⃣Mescid-i Nebevî'nin içerisindeki Peygamberimiz (ﷺ) Efendimizin mübarek Kabr-i Saadetine "Selam Yolu" adı verilen bir koridorla ulaşılır. Bu alan kıble istikametinde olduğundan dolayı ibadet eden insanları rahatsız etmemek adına mescit alanıyla selamlama yolu arasına 1,5 metre yüksekliğinde bir sundurma yapılmıştır. Geçişleri kolaylaştırmak için 4 çıkış kapısı açılmış, üzerlerine ise kemerli ve süslü taklar konulmuştur. 1850 yılına kadar ahşap olan bu süsleme objeleri bu tarihten sonra madene tebdil edilmiştir.
Sultan Abdülmecid Han döneminde yapılan kapı takı görülmektedir. Üzerinde daire içerisinde "Peygamberimiz (ﷺ) şöyle buyurdu" ifadesi yazarken alt kısımda dikdörtgen panoda "Canlının yuvasını arzuladığı gibi İman ehli Medine'yi arzu eder" Hadis-i Şerifi yazmaktadır.

8️⃣MİHRABI NEBİ (ﷺ)

Peygamber (s.a.v) efendimizin ve Hulefâ-i Râşidîn’in (ra) devrinde bugünkü Mihrâb-ün-Nebî’nin yerinde mihrâb yoktu. Peygamber (s.a.v) efendimiz, bugünkü Mihrâb-ün-NebÎ’nin yerinde cemâate namaz kıldırırdı.
Hulefâ-i Râşidîn de, Peygamber efendimizin namaz kıldırdığı yerde imâm olup, namaz kıldırdılar.
Ancak Peygamberimizin (s.a.v) namaz kıldırdığı yerin zamanla unutulmaması için buraya direk dikildi.
Emevî halîfesi Ömer bin Abdülazîz’e gelinceye kadar böyle devam etti. Ömer bin Abdülazîz, Velîd bin Abdülmelik’in halîfeliği sırasında âlimleri toplayıp istişare etti ve Peygamber efendimizin (s.a.v) namaz kıldırdığı yere bir mihrâb yaptırdı.

9️⃣Heyetler Sütunu-Meclisi Kılâde sütunu da
Hücre-i Saâdet’in parmaklıklarına yapışıktır.
Hz. Peygamberin (ﷺ), mescide girip çıktığı
kapının solundaki sütundur. Vüfûd,
“Heyetler” demektir. Hz. Peygamber (ﷺ)
yabancı heyetleri burada kabul ederdi. Daha
sonra ashâbın büyükleri de burada
toplanmayı âdet hâline getirince sütun,
“Meclis-i Kılâde” diye de anılır oldu. Serîr,
Muharras ve Vüfûd Sütunları, Hücre-i
Saâdet’in Ravza-i Mutahhara’ya bakan batı
duvarına bitişiktir

16 Ekim 2019 Çarşamba

TERÖR MERKEZİ NERESİ


AMERİKA, ARABİSTAN, PETROL⁉️
"HER FİRAVUNUN SARAYINDA BİR MUSA VARDIR… AMA
BİZ "MUSA" BEKLİYORUZ GELEN İSE "USA" OLUYOR.NEDEN ?
Kral Faysal bin Abdülaziz, Kudüs ve Filistin toprakları üzerindeki İsrail işgaline karşı, Müslüman halkları cihada çağırdığında takvimler 1969’u gösteriyordu. Suriye ve Mısır bu çağrıya cevap vererek 1973’de Kudüs’ün işgalden kurtarılması için Arap ülkelerinin yardımını da alarak, 1973’de İsrail’e savaş açar. Suudî Arabistan, batıya akan petrol vanalarını kapatır ve tüm dünyada “petrol krizi” baş gösterir.
Krizi görüşmek ve çözüme kavuşturmak üzere ABD Dışişleri bakanı Henry Kissinger, Suud Kralı Faysal’ı ziyarete gider. Görüşme, kralın sarayında değil, sahranın ortasında bir çöl çadırında gerçekleşir. Misafirine karşı pek de konuksever davranmayan Kral Faysal’ın sofrasında hurma ve deve sütü vardır. Kissinger’in “Eğer ambargoyu kaldırmazsanız biz de petrol kuyularını vururuz!” tehdidine karşı Kral Faysal, tarihe geçen şu cevabı verir: “Tabii ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. Fakat unutmayınız ki, biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk, yine öyle yaşayabiliriz; ancak artık siz petrolsüz yaşayamazsınız.”
Bu olaydan kısa bir süre sonra Kral, kendisiyle aynı ismi taşıyan yeğeni tarafından hem de kendi sarayında, kafasına sıkılan iki kurşunla öldürüldü. Katil yeğen Faysal bin Musaid, Amerika’da kolej ve üniversite eğitimi görmüştü. Önce akli dengesinin yerinde olmadığı söylendi ise de sonrasında idam edildi. 
Kral Faysal’ın öldürülmesinden sonra petrol vanaları açıldı ve petrol krizi sona erdi. İsrail, Amerika’nın da yardımı ile Suriye ve Mısır’a karşı yürüttüğü savaşı kazandı. Kudüs işgalden kurtarılamadığı gibi Filistin toprakları da peyderpey eriyip gitti. 1975 tarihinde gerçekleşen bu suikasttan sonra hiçbir Suud kralı, sarayından çıkıp da çölde yaşamayı göze alamadı. Hurma ve deve sütü ise mükellef saray sofralarının nostaljik birer katığı olarak kaldı. Batıya akan petrolün vanası ise hiç kapanmadı.
Henry Kissinger 'in şu sözleri aslında tüm olanları özetler gibi :
“Alternatiflerin yokluğu zihni açar.”
Amerika iki sebeple güçlü(!)dür.
Ülkesindeki vatan hainlerini bulur ÖLDÜRÜR. Diğer ülkelerdeki vatan hainlerini bulur KULLANIR 
Gıdayı kontrol eden insanları, eneriyi kontrol eden kıtaları, parayı kontrol eden dünyayı yönetir. Henry Alfred Kissinge (Almanya doğumlu Yahudi kökenli Amerikalı diplomat)alıntıdır SIzLER IÇIN PAYLASTIM


31 Temmuz 2018 Salı

STRES


STRES


“Az” konuşan fakat “öz” konuşan büyükler vardır. Babam da bunlardan biridir. Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu "öz" konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi ki sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle.
“Strese girenin imanından şüphe ederim!”demişti babam.
Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman “stresle mücadele” konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş olsam bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu kadar kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.
Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle mücadele hakkında hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği “Strese girenin imanından şüphe ederim!” lafını attım ortaya. Arkadaşım “doğru bir cümle” dedi. “Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar” dedi.
Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla,sıkıntıları kafaya takmak demektir. Sıkıntılar insanı umutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı hasta ediyor.
Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta oluyor.
Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor.
Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor.
Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor.
Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?
Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize niçin aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum.🌸
Hz. Eyyüb’ü hastalıkla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana tabi tutma hakkına sahip değil mi?
Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan“Allah’ım, beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsun ki?” demiş olmuyor mu?🌺
Hz. Nuh’u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan edemez mi? 🌸
Hz. İsmail’i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla imtihan edemez mi?🌸
Hz. Lut’u eşiyle imtihan eden Allah’a, “Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?” deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?🌸
Hz. Yusuf’u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de kardeşlerinizle imtihan ediyordur!🌸
Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna göre, bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah’a “Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?” deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor?
“En büyük acı evlat acısıdır!” denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar “Allah kimseye yaşatmasın!” derler.Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.
“Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız” diye kimse itiraz etmesin. Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah’a sığınan insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği “insanî” acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır.
Stres ile iman arasındaki ilişki kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.
Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir söz.
Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, “Benim büyük bir derdim var!” deme, derdine dönüp “Benim büyük bir Rabbim var!”de.
Vahdeddin HOCA

15 Mayıs 2018 Salı

RAMAZAN HİLALİ




Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Kuveyt, Umman, Yemen, Irak, Ürdün, Filistin, Lübnan, Suriye, Mısır, Sudan, Libya, Tunus ve Cezayir ramazanın ilk orucunu perşembe günü tutacak.
Suudi Arabistan Yüksek Mahkemesinden yapılan açıklamada, ramazan ayının perşembe günü başladığı ifade edildi.
Kudüs ve Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin yaptığı yazılı açıklamada, hilal görünmediği için şaban ayının çarşamba günü tamamlanacağını ve perşembe günü ramazana girileceğini aktardı.
Ürdün Müftüsü Hüseyin Halayle ise, çarşamba günü şaban ayının son günü olduğunu ve ilk orucun perşembe günü tutulacağını söyledi.
Katar Hilali Gözetleme kurullarından yapılan açıklamalarda da gözlemler sonucu ramazan ayının başlangıcının perşembe günü ilan edildiği bildirildi.
BAE, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Yemen, Irak, Lübnan, Suriye, Mısır, Sudan, Libya, Tunus ve Cezayir'deki dini kurumlardan yapılan açıklamalarda da ramazan ayının ilk gününün perşembe olarak belirlendiği kaydedildi.

FARKLILIKLARIN SEBEBİ NE?
İslam hukukunda, esas alınan ay takvimi, başlangıcı ve bitişi ayın hareketlerine göre belirlenen aylardan oluşuyor. Ramazan ayı da ay takvimine göre her sene değiştiğinden, oruca başlayabilmek için öncelikle, ramazan ayının başladığını tespit etmek gerekiyor. İslam fıkhında yeni ayın tespiti için iki görüş bulunuyor. Aybaşlarının belirlenmesinde çıplak gözle görülme yöntemini tercih edenler ile bilimsel ölçüm ve hesaplamaları esas alan fıkıh otoriteleri, zaman zaman tarihlendirme konusunda farklılaşıyor.
ALINTI:  http://www.dunyabulteni.net/ramazan-2018/422125/suudi-arabistanda-ramazan-ayi-17-mayista-baslayacak

14 Mayıs 2018 Pazartesi

YAZIKLAR OLSUN



YAZIKLAR OLSUN
* Bu Müslüman memlekette, halkın sadece yüzde 10’u (belki daha azı) beş vakit namaz kılıyorsa…
* İtikat konusunda büyük sapıklıklar ve bid’atlar zuhur etmişse…
* Fazlurrahmancılığın ve daha nice dalalet fırkasının küfre götüren görüşleri yayılıyorsa…
* İslamın yerine Deizm felsefesi benimseniyorsa…
* Mü’minler birbirlerini sevmiyorsa…
* Ramazan ayında on milyonlarca Müslüman gündüz vakti açıkta açıkça yiyip içiyorsa…
* İslamın beş temelinden biri olan zekat, Kur’ana Sünnet Şeriata fıkha uygun şekilde hak sahiplerine verilmiyorsa…
* Cuma ezanı okununca işyerleri dükkanlar kapatılmıyor, sokaklar caddeler meydanlar boşalıp halk camilere gitmiyorsa…
* Ayasofya hala müze ise…
* Halkı aydınlatacak, uyaracak, bilgilendirecek, irşad edecek icazetli ulema ve fukaha yetiştiren İslam medreseleri hala kapalı ise…
* Olgun ârif zarif doğru ve dürüst Müslüman yetiştiren tasavvuf ocakları, tarikatlar, tekkeler hala kapalı ve yasak ise…
* İslam hanımlarının en az yarısı tesettüre riayet etmiyorsa…
* Tesettüre riayet ettiklerini sanan hanımların çoğu Şer’î tesettüre değil, şeytanî tesettüre bürünmüş ise.
* Okullarda çocuklara genç nesillere Kur’an Sünnet Cemaat İslamlığı okutulup öğretilmiyorsa…
* Halk ilmihalini bilmiyorsa…
* Uluslararası ahlak, fazilet, temizlik, şeffaflık notumuz çok düşükse…
* İstisnalar dışında, komşuluk ve insanlık öldüyse…
* Kadınlar ve kızlar tacize ve tecavüze uğruyorsa…
* İsraf, lüks, saçıp savurma, beyinsizlik yaygın hale gelmişse…
* Zina suç olmaktan çıkartılıp serbest hale getirilmişse…
* Para ana değer olmuşsa…
* Müslümanlar tek Ümmet birliğini yitirip, birbirlerinden kopuk bin parçalı bir mozaik haline gelmişse…
* Müslümanların başında, kendisine biat ve itaat edilen râşid âdil zâhid âbid muhlis muttaqi muktedir bir İmam veya Emîr yoksa…
* Din sömürücüsü sahtekarlar saf Müslüman halkı soyuyorsa…
* İmam-Hatip okullarında beş vakit namaz bütün talebelerin iştiraki ile okulun camiinde, ehliyetli bir imamın ardında cemaatle kılınmıyorsa…
* Allahın en büyük nimeti olan ekmeğin, her gün dört beş milyon adedi vicdansızca çöpe atılıyorsa.
* İslamın, Kur’anın, Sünnetin, Şeriatın, hikmetin; azgınlık olarak vasıflandırdığı bütün büyük günahlar, çirkinlikler pervasızca, küstahça açıkça işleniyorsa…
* Şeriat çoktan elden gitmişse…
* Din, hızla elimizden kayıp gidiyorsa…
* Gençliğin ve halkın bir kısmının imanı tehlikedeyse…
* Bir kısım Müslümanlar aç gecelerken, bir kısmı tok sabahlıyorsa…
* Riba toplumu, ülkeyi, devleti istila etmişse…
* Dinin temeli olan NASİHAT yeteri kadar edilmiyorsa,
* Farz olan emr-i mâruf ve nehy-i münker yapılmıyorsa…
* Bid’atçiler, sapıklar, mudil (saptırıcı) olanlar meydanı boş bulup cirit atıyorsa…
* Birtakım kadınlar camiye gidip ciyak ciyak bağırarak, eşitlik istiyoruz deyip imamın arkasında ilk safta namaz kılmak istiyorlarsa…
* İş, ticaret, üretim hayatında fütüvvet prensipleri uygulanmıyorsa…
* Her devirde sadece bir tane olan gavs çoğalarak bin olmuşsa…
* Dine hizmet perdesi altında din ve mukaddesat istihdam ve istismar ediliyorsa…
* Açlık, perhiz, nefs terbiyesi, ibadet, ahlak ayı olan mübarek Ramazan; bazıları tarafından tıkınma, lüks iftarlar verme, gaflet ayı haline getirilmişse…
* Dönme medya cıvık din ve Ramazan programları yapıyor ve cahiller bunları zevkle seyrediyorsa…
* Naylon sümüklü mücahidler dinî konuları cahilce mıncıklayıp tartışıyorsa…
* Resulullah Efendimizin (Salat ve selam olsun ona) Sünneti ve hadisleri inkar ve reddediliyorsa…
* Müslümanların büyüklerine hürmet edilmiyor, küçüklerine merhamet ve şefkatle muamele edilmiyorsa…
* İslamî kesimde nice ayaklar baş, nice başlar ayak olmuşsa…
* Kur’an-ı Kerim re’y ve heva ile cahiller tarafından cahilce yorumlanıyorsa…
* Fırka-i Nâciye olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat, içinden yıkılmak isteniyorsa…
* Kendilerini iyi Müslüman sanan bir kısım okumuşlar, büyük dedelerinin kabir kitabelerini okuyamayacak kadar cahilleşmişlerse…
Vah böyle Müslümanlara!..
Yazıklar olsun onlara!..
Efsus efsus!..
Mehmet Şevket Eygi
ALINTI

7 Eylül 2016 Çarşamba

MİLLETİMİZİN ÇİLE-SİTRES KAVŞAĞI VE YOLU

BİR ZAMANLAR ÖNCEKİ İKTİDARLARIN ENGELİ SONRALARI METRO ÇALIŞMALARI ŞİMDİDE BENZER ENGELLER ÖMRÜMÜZÜN EN AZ YARISINI BU YOL VE KAVŞAKTA ÇİLEYE MADDİ VE MALİ KAYIPLARA HATTA SAĞLIK VE ZAMAN KAYIPLARINA YOL AÇMIŞTIR ALINTI VE YORUMLARA BAKTIKÇA 20 MİLYON BURKULUYORUZ EN BAŞINDAN BUGÜNE HATTA 380 GÜN SORA ÖLEN LERİN DAHİL TÜM BEDDUA EDENLERİN MUHATAPLARINA DOĞRUSU AYRICA ÜZÜLÜYORUM.

Metris kavşağı özellikle akşam saatlerinde yaşanan trafik sıkışıklığıyla vatandaşı çileden çıkaran Tem otoyolu-Sultangazi sapağı için İBB düğmeye bastı. İBB Tem Metris Kavşağı’nı 25 Ağustos’ta ihaleye çıkardı. Kavşağın çalışmalar başladıktan sonra 380 günde tamamlanması planlanıyor… Ulaşım ve altyapı yatırımlarına son hızıyla devam eden İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Tem Metris Kavşağı bağlantı yolları ve köprülü kavşağı ihaleye çıkardı. Tem Metris Kavşağı ihalesi 25 Ağustos 2016 günü saat 10:30’da yapıldı. İhale, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Satınalma Daire Başkanlığı, İhale İşleri Müdürlüğü İhale Salonu’nda gerçekleşti. Sultangazi ilçesi sınırları içinde Tem yolu üzerinde hayata geçirilecek olan TEM Metris Kavşağı’nın ihalesini kazan yüklenici firma 380 günde çalışmayı tamamlayacak.

Hakkımda

Fotoğrafım
https://www.facebook.com/VAHDED.HOCA SİTEMİZİ ZİYARET EDİP ÜYE OLURSANIZ ÇALIŞMALARIMIZA DESTEK VERMİŞ OLURSUNUZ ALLAH cc CÜMLE MÜMİNLERDEN RAZI OLSUN.