Necip Fazıl'ın Süleyman Demirel için yazdığı şiir
"Türbanlılar Arabistan'a gitsin" sözlerinden dolayı tepki çeken ve dün gece ölen Morrison lakaplı 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in gerçek yüzünü ilk keşfedip hakkında ağır bir şiir yazan Necip Fazıl olmuştu. İşte o şiir...
Süleymanname
Sen gül diyarının yapma gülüsün!
Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!
Yoktur izlediğin bir dava yolu;
Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!
Türk’e zıt sermaye merkezlerinden,
Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!
Milli yekparelik gelmez işine;
Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün
Ve devlete mason biraderlerin
Tam da maslahata denk ödülüsün!
Ne sır sendeki bedava oluş!
Problemler içinde en müşkülüsün!
Fikir dağlar boyu kocaman kitap;
Sen de o kitabın bir virgülüsün!
Böyleyken ustasın gözbağcılıkta;
Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!
Gözyaşı ve çığlık vatanında sen,
Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!
Büzülmüş susarken mahzun hakikat,
Davuldan ziyade gümbürtülüsün!
Teokratik rejim olmaz deyip de,
Peşinden müslüman görüntülüsün!
Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon;
Bir felaketsin ki, binbir türlüsün!
Gelirsiz giderli bütçelerinle,
Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!
Okka okka vicdan satın alırsın;
Topuzu altından oy baskülüsün!
Bir gökdelen sanır seni gören göz;
Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!
Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer;
Meclise gelince söküntülüsün!
Bağlısın hak bilmez yeminlilere;
Hakkı bilenlerden çözüntülüsün!
Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark,
Kimbilir, ne kadar üzüntülüsün!
Millet gökten adam dilensin, dursun!
Ümit fakirinin keşkülüsün!
Kuzum, senin neren Anadolludur?
Türk’ e Amerikan püskürtülüsün!
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan,
Sen o belaların son püskülüsün!
(1971) Necip Fazıl Kısakürek
Şüphesiz inkâr edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللّٰهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرٖيقًا Nisa suresi 168
AYET-İ KERİME
16 Haziran 2015 Salı
5 Haziran 2015 Cuma
BUNLAR TEK İSİM ETRAFINDAKİ ÖTEKİLER...Mİ?
HER PARTİDE TARAFTARLARI VE MENFAATÇİLERİ VARDIR
TC VE AKP NİN BAŞINDA ŞU AN MÜSLÜMAN ADAMLAR VAR
ACIDIR Kİ AKP İÇERİSİNDE HER TÜRDEN MAHLUKLAR VAR
MİLLETİN İYİ NİYETİNE RAĞMEN EDEPSİZ VE ZALİMLER VAR
ÇOBAN SÜRÜYÜ SAYISİYLE EZBERLERSE KORUYAMAMIŞTIR
SÜRÜYE KARIŞANLARI KAÇAN MAZLUMU ANLAYAMAMIŞTIR
MAZLUM AHI ZALİMİN GÜNAHI MİLLETLERİ YAŞATMAMIŞTIR
ŞAHİT OLDUM TÜRBEDE KİBİRLİ KİŞSİNE UYANAMAMIŞTIR.
VAHDEDDİN HOCA
1 Haziran 2015 Pazartesi
HER İNSAN SENDENMİ
HER İNANÇ MENSUBUNA YAŞAMA HAKKI VERMEK ADALETTİR
VATANDAŞIN HUKUKUNU KORUYAN HAKİM MERCİ DEVLETTİR
BU DURUMDA SINIRI BELLİ VATANDA İSYAN ETMEK İHANETTİR
SEÇİLMİŞ İDAREYE İTAATSİZLİK TÜM MİLLETLERE FELAKETTİR
DEDİĞİN ÖTEKİLERE UYMAZ ELBET ONUNKİDE SANA EZİYETTİR
MÜSLÜMAN SENDEN OLAN İDAREYE SAHİP OL BAŞKASI DERTTİR
KÜFÜRLE İSLAMI KATLETME HÜKMÜLLAHTA ONLAR MÜRTETTİR
TEBLİĞ EN GÜZELİ HİDAYETİNE VESİLE OL GERİSİ MELANETTİR
23 Mayıs 2015 Cumartesi
YALAN SÖYLEMEZ SÖZLERİNE RİAYET EDERLER
Müslüman elinden ve dilinden Müslümanların selamet buldukları kişidir.
Mü’min ise insanların canları ve malları hususunda güvendikleri kişidir
“Mü’min”, Yüce Allah’ın cc varlığına ve birliğine inanan anlamına geldiği gibi, başkalarına güven veren ve güvenilen kişi anlamını da taşır. Öyle ise mü’min, ahdine vefalı, anlaşmalarına sadık, sözü özü bir, dostluğuna güvenilen bir insandır. Yüce Rabbimiz, Mü’minûn Sûresi’nin ilk âyetlerinde, kurtuluşa erecek mü’minlerin vasıflarını açıklarken:
1- Mü'minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
2- Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
3- Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
4- Onlar ki, zekâtı öderler. وَالَّذٖينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَ
5- Onlar ki, ırzlarını korurlar. وَالَّذٖينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
6- Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. اِلَّا عَلٰى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومٖينَ
7- Artık kimler de bunların ötesini istemiş olursa işte haddi tecavüz etmiş olanlar onlardır, onlar. فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَاءَ ذٰلِكَ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
8- Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler. وَالَّذٖينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
Bilindiği gibi mü’min, güvenen, güven veren insan demektir. Yani, Allah’a cc güvenen, diğer insanlara güven veren anlamına gelmektedir. Bir hadislerinde Allah Resûlü sav mü’mini tarif ederken "Mü’min, insanların malları ve canları konusunda kendisine güvendiği kişidir." buyurarak mü’min olan bir kişinin, başkalarının mallarına, canlarına namuslarına zarar veremeyeceğini belirtmiştir. Başka bir hadislerinde de güvenilirlik vasfını, imanın gereği olarak bildirmiş ve "güvenilirlik" vasfı olmayanın imanının da olamayacağına dikkat çekmiştir.
MÜ'MİN YALAN SÖYLEMEZ.
Rivayete göre, Ebu’d-Derda ra. ile Resulullah (sav) arasında şöyle bir konuşma geçer; Ebu’d-Derda; “Yâ Resulallah! Mümin, hırsızlık yapar mı?”
Resulullah sav “Evet, … Olabilir.” Peki, mümin zina edebilir mi? Resulullah sav; (Efendimiz (sav) hoşlanmazsa da) “Evet!” der.
Ebu’d-Derda ra.; Peki, mümin yalan söyler mi? Resulullah sav “Yalanı ancak iman etmeyen kimse uydurur.” Diye cevap verir.
İmam Malik’in ra. “Bir gün kendisine Hz. Muhammed’e sav çeşitli sorular soruldu. Ardından da; “Bir mümin yalan söyleyebilir mi” diye sordular.
Sevgili Peygamberimiz, oturduğu yerden şöyle biraz doğruldular ve hiddetle “Müslüman asla yalan söylemez! Müslüman asla yalan söylemez” diye, onlarca kez tekrar ettiler.
DİKKAT: Günah-ı kebâir / büyük günahlar küfre götürmez. Hadiste “müminin hırsızlık ve zina yapabileceğine” dair hüküm bunu göstermektedir. (“Zina eden kimse zina ederken mümin değildir. İçki içen kimse içki içerken mümin değildir…”)
Halbudurki; yalan söylemekte, nefsin kuvvetli içgüdüsünü tatmin eden, ona lezzet veren, hayvani hislerine zevk aşılayan bir şey söz konusu değildir.
Mü’min ise insanların canları ve malları hususunda güvendikleri kişidir
“Mü’min”, Yüce Allah’ın cc varlığına ve birliğine inanan anlamına geldiği gibi, başkalarına güven veren ve güvenilen kişi anlamını da taşır. Öyle ise mü’min, ahdine vefalı, anlaşmalarına sadık, sözü özü bir, dostluğuna güvenilen bir insandır. Yüce Rabbimiz, Mü’minûn Sûresi’nin ilk âyetlerinde, kurtuluşa erecek mü’minlerin vasıflarını açıklarken:
1- Mü'minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
2- Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler. اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
3- Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler. وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
4- Onlar ki, zekâtı öderler. وَالَّذٖينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَ
5- Onlar ki, ırzlarını korurlar. وَالَّذٖينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
6- Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar. اِلَّا عَلٰى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومٖينَ
7- Artık kimler de bunların ötesini istemiş olursa işte haddi tecavüz etmiş olanlar onlardır, onlar. فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَاءَ ذٰلِكَ فَاُولٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
8- Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler. وَالَّذٖينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
Bilindiği gibi mü’min, güvenen, güven veren insan demektir. Yani, Allah’a cc güvenen, diğer insanlara güven veren anlamına gelmektedir. Bir hadislerinde Allah Resûlü sav mü’mini tarif ederken "Mü’min, insanların malları ve canları konusunda kendisine güvendiği kişidir." buyurarak mü’min olan bir kişinin, başkalarının mallarına, canlarına namuslarına zarar veremeyeceğini belirtmiştir. Başka bir hadislerinde de güvenilirlik vasfını, imanın gereği olarak bildirmiş ve "güvenilirlik" vasfı olmayanın imanının da olamayacağına dikkat çekmiştir.
MÜ'MİN YALAN SÖYLEMEZ.
Rivayete göre, Ebu’d-Derda ra. ile Resulullah (sav) arasında şöyle bir konuşma geçer; Ebu’d-Derda; “Yâ Resulallah! Mümin, hırsızlık yapar mı?”
Resulullah sav “Evet, … Olabilir.” Peki, mümin zina edebilir mi? Resulullah sav; (Efendimiz (sav) hoşlanmazsa da) “Evet!” der.
Ebu’d-Derda ra.; Peki, mümin yalan söyler mi? Resulullah sav “Yalanı ancak iman etmeyen kimse uydurur.” Diye cevap verir.
İmam Malik’in ra. “Bir gün kendisine Hz. Muhammed’e sav çeşitli sorular soruldu. Ardından da; “Bir mümin yalan söyleyebilir mi” diye sordular.
Sevgili Peygamberimiz, oturduğu yerden şöyle biraz doğruldular ve hiddetle “Müslüman asla yalan söylemez! Müslüman asla yalan söylemez” diye, onlarca kez tekrar ettiler.
DİKKAT: Günah-ı kebâir / büyük günahlar küfre götürmez. Hadiste “müminin hırsızlık ve zina yapabileceğine” dair hüküm bunu göstermektedir. (“Zina eden kimse zina ederken mümin değildir. İçki içen kimse içki içerken mümin değildir…”)
Halbudurki; yalan söylemekte, nefsin kuvvetli içgüdüsünü tatmin eden, ona lezzet veren, hayvani hislerine zevk aşılayan bir şey söz konusu değildir.
19 Şubat 2015 Perşembe
Şeyh Muhammed Ali es-Sâbûnî
Muhammed Ali Sabuni
1930 yılında Suriye'nin ilim ve âlimler şehri olan Halep'te ilim ile meşhur bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Halep şehrinin büyük âlimlerindendir. Şeyh Muhammed Ali es-Sâbûnî, Arapça ilimlerini, faraiz(miras) ilmini ve diğer dinî ilimleri babası Şeyh Cemil'den okudu. Diğer yandan Suriye'nin ileri gelen âlimlerinden dersler aldı.
Hocalarından bazıları şunlardır: Şeyh Muhammed Necip Sirâc, Şeyh Ahmed eş-Şemmâ' Şeyh Muhammed Said el-İdlibî, Şeyh Rağıb et-Tabbâh, Şeyh Muhammed Necip Hiyata.
Şeyh Sâbûnî 1952 senesinde Ezher Üniversitesi, eş-Şerî'a fakültesini bitirdi. Daha sonra Şerî kadâ (yargı) bölümündeki tahassus eğitimini de tamamlayarak 1954 yılında Ezher'den mezun oldu ve el-Âlimiyye diplomasını almaya hak kazandı. el-Âlimiyye, o dönemin en yüksek ilmî kariyeri olup günümüzdeki doktoranın muadilidir. Daha sonra ülkesi Suriye'ye dönerek sekiz yıl sürecek olan tedris faaliyetlerinde bulundu.
Daha sonra Suudi Arabistan'a göç etmek durumunda kaldı ve burada Mekke-i Mükkerreme Üniversitesi Eğitim Fakültesinde ve eş-Şerîa fakültesinde dersler vermeye başladı. Buradaki tedris hizmeti yaklaşık yirmi sekiz yıl devam etti. Bu uzun süre boyunca üniversite hocaları yetiştirdi ve Ümmü'l-Kurâ Üniversitesi'nde birçok klasik eserin tahkikini yaptı. İmam Ebû Cafer en-Nahhâs (v.338h.)'ın "Me'âni'l-Kur'ân adlı tefsirinin tahkiki bunlardan sadece biridir.
ESERLERİ:
Safvetü't-Tefâsîr
El-Mevârîs fi'ş-Şerîati'l-İslâmiyye
Min Künûzi's-Sünne
Ravâ'i'u'l-Beyân fî Tefsîri Âyâti'l-Ahkâm
Kubes min Nûri'l-Kur'âni'l-Kerîm
Es-Sünnetü'n-Nebeviyye Kismün mine'l-Vahyi'l-İlâhî el-Münezzel
Mevsû'atü'l-Fikhi'ş-Şer'î el-Muyesser
Ez-Zevâcü'l-İslâmî el-Mübekkir Seâdetün ve Hisânetün
Et-Tefsîru'l-Vâdıh el-Müyesser
El-Hedyü'n-Nebeviyyü's-Sahîh fî Salâti't-Terâvîh
Îcâzü'l-Beyân fî Süveri'l-Kur'ân
Mevkifü'ş-Şerîati'l-Garrâ' min Nikâhi'l-Müt'ati
Haraketü'l-Ardi ve Deverânühâ Hakîkatün İlmiyyetün Eşbetehâ'l-Kur'ân
Et-Tibyân fî Ulûmi'l-Kur'ân
Akîdetü Ehli's-Sünneti fî Mîzâni'ş-Şer'i
En-Nübüvvetü ve'l-Enbiyâ'
Risâletü's-Salâti
El-Mehdiyyü ve Eşrâtü's-Sâ'ati
El-Müktetaf min 'Uyûni'ş-Şi'r
Keşfü'l-İftirâ'ât fî Risâleti't-Tenbîhât Havle Safveti't-Tefâsîr
Dürratü't-Tefâsîr
Cerîmetü'r-Ribâ Ahtaru'l-Cerâ'imi'd-Dîniyyeti ve'l-İctimâ'iyyeti
Et-Tebsîr bimâ fî Rasâ'ili Bekr Ebû Zeyd mine't-Tezvîr
Şerhu Riyâdi's-Sâlihîn
Şübehât ve Ebâtîl Havle teaddüdi Zevcâti'r-Rasûl
Risâletün fî Hukmî't-Tasvîr
Me'âni'l-Kur'ân
El-Muktetaf min 'Uyûni't-Tefâsîr
Muhtasaru Tefsîri İbn Kesîr
Muhtasaru Tefsîri't-Taberî
Tenvîru'l-Ezhân min Tefsîri Rûhi'l-Beyân
El-Müntekâ'l-Muhtâr min Kitâbi'l-Ezkâr
Fethu'r-Rahmân bi Keşfi mâ Yeltebisü fi'l-Kur'ân
![]() |
| ALLAH cc RAHMET EYLESİN |
1930 yılında Suriye'nin ilim ve âlimler şehri olan Halep'te ilim ile meşhur bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Halep şehrinin büyük âlimlerindendir. Şeyh Muhammed Ali es-Sâbûnî, Arapça ilimlerini, faraiz(miras) ilmini ve diğer dinî ilimleri babası Şeyh Cemil'den okudu. Diğer yandan Suriye'nin ileri gelen âlimlerinden dersler aldı.
Hocalarından bazıları şunlardır: Şeyh Muhammed Necip Sirâc, Şeyh Ahmed eş-Şemmâ' Şeyh Muhammed Said el-İdlibî, Şeyh Rağıb et-Tabbâh, Şeyh Muhammed Necip Hiyata.
Şeyh Sâbûnî 1952 senesinde Ezher Üniversitesi, eş-Şerî'a fakültesini bitirdi. Daha sonra Şerî kadâ (yargı) bölümündeki tahassus eğitimini de tamamlayarak 1954 yılında Ezher'den mezun oldu ve el-Âlimiyye diplomasını almaya hak kazandı. el-Âlimiyye, o dönemin en yüksek ilmî kariyeri olup günümüzdeki doktoranın muadilidir. Daha sonra ülkesi Suriye'ye dönerek sekiz yıl sürecek olan tedris faaliyetlerinde bulundu.
Daha sonra Suudi Arabistan'a göç etmek durumunda kaldı ve burada Mekke-i Mükkerreme Üniversitesi Eğitim Fakültesinde ve eş-Şerîa fakültesinde dersler vermeye başladı. Buradaki tedris hizmeti yaklaşık yirmi sekiz yıl devam etti. Bu uzun süre boyunca üniversite hocaları yetiştirdi ve Ümmü'l-Kurâ Üniversitesi'nde birçok klasik eserin tahkikini yaptı. İmam Ebû Cafer en-Nahhâs (v.338h.)'ın "Me'âni'l-Kur'ân adlı tefsirinin tahkiki bunlardan sadece biridir.
ESERLERİ:
Safvetü't-Tefâsîr
El-Mevârîs fi'ş-Şerîati'l-İslâmiyye
Min Künûzi's-Sünne
Ravâ'i'u'l-Beyân fî Tefsîri Âyâti'l-Ahkâm
Kubes min Nûri'l-Kur'âni'l-Kerîm
Es-Sünnetü'n-Nebeviyye Kismün mine'l-Vahyi'l-İlâhî el-Münezzel
Mevsû'atü'l-Fikhi'ş-Şer'î el-Muyesser
Ez-Zevâcü'l-İslâmî el-Mübekkir Seâdetün ve Hisânetün
Et-Tefsîru'l-Vâdıh el-Müyesser
El-Hedyü'n-Nebeviyyü's-Sahîh fî Salâti't-Terâvîh
Îcâzü'l-Beyân fî Süveri'l-Kur'ân
Mevkifü'ş-Şerîati'l-Garrâ' min Nikâhi'l-Müt'ati
Haraketü'l-Ardi ve Deverânühâ Hakîkatün İlmiyyetün Eşbetehâ'l-Kur'ân
Et-Tibyân fî Ulûmi'l-Kur'ân
Akîdetü Ehli's-Sünneti fî Mîzâni'ş-Şer'i
En-Nübüvvetü ve'l-Enbiyâ'
Risâletü's-Salâti
El-Mehdiyyü ve Eşrâtü's-Sâ'ati
El-Müktetaf min 'Uyûni'ş-Şi'r
Keşfü'l-İftirâ'ât fî Risâleti't-Tenbîhât Havle Safveti't-Tefâsîr
Dürratü't-Tefâsîr
Cerîmetü'r-Ribâ Ahtaru'l-Cerâ'imi'd-Dîniyyeti ve'l-İctimâ'iyyeti
Et-Tebsîr bimâ fî Rasâ'ili Bekr Ebû Zeyd mine't-Tezvîr
Şerhu Riyâdi's-Sâlihîn
Şübehât ve Ebâtîl Havle teaddüdi Zevcâti'r-Rasûl
Risâletün fî Hukmî't-Tasvîr
Me'âni'l-Kur'ân
El-Muktetaf min 'Uyûni't-Tefâsîr
Muhtasaru Tefsîri İbn Kesîr
Muhtasaru Tefsîri't-Taberî
Tenvîru'l-Ezhân min Tefsîri Rûhi'l-Beyân
El-Müntekâ'l-Muhtâr min Kitâbi'l-Ezkâr
Fethu'r-Rahmân bi Keşfi mâ Yeltebisü fi'l-Kur'ân
25 Aralık 2014 Perşembe
Seksî fahişe kıyafetiyle gezen tozan kadınlar..
Kışkırtıcı seksî fahişe kıyafetiyle gezen tozan kadınlar..
AKP genel başkan yardımcısı ve sözcüsü Hüseyin Çelik'in TV programı sunucusu olan Gözde Çelik'i, “dekolte” giydiği gerekçesi ile işten attırması, medyada “dekolte” ve “etik”üzerinden çeşitli tartışmalara neden oldu.
Bu tartışmalara bugün Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi de katıldı.
Eygi'nin yazısı şöyle:
"Dikkat buyurunuz, açık çağdaş kıyafetten bahs etmiyorum, son derece seksî kışkırtıcı teşhirci fahişe kıyafetinden bahs ediyorum.
Kamu alanında, hele medyada, tv ekranlarında hiçbir kimsenin kışkırtıcı seksî kıyafetlerle arz-ı endam etmeye hakkı yoktur.
Ülkemizin Müslüman çoğunluğunun iffet, hayâ, ar değerlerini ayaklar altında almak hürriyet değil, hürriyetin istismarıdır.
Kendisini çağdaş, uygar zanneden beyinsiz bir azınlığın, kışkırtıcı ve azdırıcı kıyafetlerle çoğunluğu rahatsız etmeye hakkı yoktur.
Atatürkçü geçinenlere soruyorum: M. Kemal zamanında, başları açık da olsa Türkiye kadınları fahişe kıyafetleriyle gezebilirler miydi?
Hele seksle siyaseti bir araya getirenlere ne demeli? Bayağılığın böylesi…
Kışkırtıcı seksî fahişe kıyafetiyle gezen tozan kadınlar, rahatsız edilmeye, tacize davetiye çıkartmaktadır.
Kimse çarpıtmasın, demagoji yapmasın, bendeniz normal sıradan açıkları değil, fahişe kıyafetlileri aşırıları kasd ediyorum.
Fahişe kıyafetiyle gezmek kadın haklarına, hürriyetlerine ve haysiyetlerine aykırıdır.
Hiçbir haysiyetli ve hür kadın cinsellikle, seks ile, kışkırtıcılıkla şöhret, para ve itibar kazanamaz.
Kadınları ve kızları seks aleti haline getiren zihniyetten bu ülkeye, bu halka, bu devlete iyilik gelmez, şer gelir.
Hiçbir şirret ve edepsiz azınlığın Müslümanların iffet, hayâ, namus ve şeref değerlerini yıkmaya hakkı yoktur. Onlar iffet ve hayâyı değer olarak kabul etmiyorsa, halkın çoğunluğu kabul ediyor ve onlar çoğunluğa saygı göstermek zorundadır.
İslam ergenlik yaşına gelmiş erkek çocuklarla kız çocukların birlikte okumasını kabul etmez.
İslam kız öğrencilerin mini etekli kıyafetle okula gelmesini hoş görmez.
Okullarda ve üniversitelerde prezervatif dağıtanlar ahlaklı, iffetli, hayalı, faziletli bir gençlik istemiyor. Onlar Türkiyemizi modern bir Sodom ve Gomore haline getirmek istiyor.
Onlar seks azgınlıklarını İslamı ve Müslümanları çökertmek için kullanıyor.
Müslümanlar onlardan bin kere toleranslıdır.
Başı açık kızlarla başları örtülü kızlar gayet samimî bir şekilde arkadaşlık yapabiliyor.
Tv ekranlarına çıkan çağdaş ve modern bir hanımın son derece dekolte giyinmesi yakışıksızdır.
Her şeyin bir hududu vardır."
ALINTI
AKP genel başkan yardımcısı ve sözcüsü Hüseyin Çelik'in TV programı sunucusu olan Gözde Çelik'i, “dekolte” giydiği gerekçesi ile işten attırması, medyada “dekolte” ve “etik”üzerinden çeşitli tartışmalara neden oldu.
Bu tartışmalara bugün Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi de katıldı.
Eygi'nin yazısı şöyle:
"Dikkat buyurunuz, açık çağdaş kıyafetten bahs etmiyorum, son derece seksî kışkırtıcı teşhirci fahişe kıyafetinden bahs ediyorum.
Kamu alanında, hele medyada, tv ekranlarında hiçbir kimsenin kışkırtıcı seksî kıyafetlerle arz-ı endam etmeye hakkı yoktur.
Ülkemizin Müslüman çoğunluğunun iffet, hayâ, ar değerlerini ayaklar altında almak hürriyet değil, hürriyetin istismarıdır.
Kendisini çağdaş, uygar zanneden beyinsiz bir azınlığın, kışkırtıcı ve azdırıcı kıyafetlerle çoğunluğu rahatsız etmeye hakkı yoktur.
Atatürkçü geçinenlere soruyorum: M. Kemal zamanında, başları açık da olsa Türkiye kadınları fahişe kıyafetleriyle gezebilirler miydi?
Hele seksle siyaseti bir araya getirenlere ne demeli? Bayağılığın böylesi…
Kışkırtıcı seksî fahişe kıyafetiyle gezen tozan kadınlar, rahatsız edilmeye, tacize davetiye çıkartmaktadır.
Kimse çarpıtmasın, demagoji yapmasın, bendeniz normal sıradan açıkları değil, fahişe kıyafetlileri aşırıları kasd ediyorum.
Fahişe kıyafetiyle gezmek kadın haklarına, hürriyetlerine ve haysiyetlerine aykırıdır.
Hiçbir haysiyetli ve hür kadın cinsellikle, seks ile, kışkırtıcılıkla şöhret, para ve itibar kazanamaz.
Kadınları ve kızları seks aleti haline getiren zihniyetten bu ülkeye, bu halka, bu devlete iyilik gelmez, şer gelir.
Hiçbir şirret ve edepsiz azınlığın Müslümanların iffet, hayâ, namus ve şeref değerlerini yıkmaya hakkı yoktur. Onlar iffet ve hayâyı değer olarak kabul etmiyorsa, halkın çoğunluğu kabul ediyor ve onlar çoğunluğa saygı göstermek zorundadır.
İslam ergenlik yaşına gelmiş erkek çocuklarla kız çocukların birlikte okumasını kabul etmez.
İslam kız öğrencilerin mini etekli kıyafetle okula gelmesini hoş görmez.
Okullarda ve üniversitelerde prezervatif dağıtanlar ahlaklı, iffetli, hayalı, faziletli bir gençlik istemiyor. Onlar Türkiyemizi modern bir Sodom ve Gomore haline getirmek istiyor.
Onlar seks azgınlıklarını İslamı ve Müslümanları çökertmek için kullanıyor.
Müslümanlar onlardan bin kere toleranslıdır.
Başı açık kızlarla başları örtülü kızlar gayet samimî bir şekilde arkadaşlık yapabiliyor.
Tv ekranlarına çıkan çağdaş ve modern bir hanımın son derece dekolte giyinmesi yakışıksızdır.
Her şeyin bir hududu vardır."
ALINTI
23 Mayıs 2014 Cuma
KANSER YADA ÇÜRÜMEK NERELERDE NE KADAR
Türkiye'de 10 Yılda Kanser Sayısı Rekor Düzeyde Arttı
Sağlık Bakanı, 2002 yılı kanser insidansı yüz binde 173 olup, ülke genelinde beklenen kanserli hasta sayısının da 120 bin olduğunu söyledi. Sağlık Bakanı, TÜİK'in 2002 istatistiklerine göre Türkiye'de toplam 175 bin 434 kişinin ölüm kayıtlarının mevcut olduğunu, kanserden ölen kişi sayısının ise 25 bin 475 olduğunu ifade etti. Sağlık Bakanı, TÜİK'in 2012 istatistiklerine göre Türkiye'de kanserden ölen kişi sayısının 69 bin 269 olduğunu belirtti.184 BİN YENİ KANSER OLGUSU BEKLENMEKTEBakan Müezzinoğlu, 2013 veri toplama çalışmaların devam ettiğini, projeksiyon değerlerine göre yaklaşık 184 bin yeni kanser olgusu beklendiğini kaydetti.ERKEKLERDE ÖLÜM ORANI DAHA FAZLA Sağlık Bakanı, bunların kanser türlerine ait dağılımına ilişkin de bilgi verdi. Buna göre iyi huylu ve kötü huylu tümörlerde 44 bin 924 erkek, 24 bin 345 kadın olmak üzere toplam 69 bin 269 kişi hayatını kaybetti. Kötü huylu tümörlerde 44 bin 105 erkek, 23 bin 672 kadın olmak üzere toplam 67 bin 777. En yüksek oran ise 21 bin 431 ile gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümörü oluşturuyor. Bunu midenin kötü huylu tümörü, lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümör izliyor.TÜTÜN KULLANIMI VE OBEZİTE SALGINI Sağlık Bakanı, Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kanser hastalığında görülen bu artışın üç temel sebebinin yaşlı nüfusta meydana gelen artış, tütün kullanımı ve obezite salgını olduğunu belirterek, "Ülkemizde, bunların yanı sıra kanser kayıtçılığında yapılan iyileştirmelerle daha önce kaydedilmeyen vakaların kayda alınması da kanser istatistiklerinde artışın bir diğer sebebidir" dedi.REKOR Ege'DE, EN AZ RİSKLİ YER GÜNEYDOĞU Sağlık Bakanı, 2012 yılına ait bölgelere ait kanser ölüm verileri hakkında da bilgi verdi. Buna göre kanser kaba ölüm hızı Marmara Bölgesinde yüz binde 109,24, Ege Bölgesinde yüz binde 111,68, İç Anadolu Bölgesinde yüz binde 98,37, Karadeniz Bölgesinde yüz binde 110,13, Akdeniz Bölgesinde yüz binde 74,25, Doğu Anadolu Bölgesinde yüz binde 53,7 Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yüz binde 35,5.
Sağlık Bakanı, 2002 yılı kanser insidansı yüz binde 173 olup, ülke genelinde beklenen kanserli hasta sayısının da 120 bin olduğunu söyledi. Sağlık Bakanı, TÜİK'in 2002 istatistiklerine göre Türkiye'de toplam 175 bin 434 kişinin ölüm kayıtlarının mevcut olduğunu, kanserden ölen kişi sayısının ise 25 bin 475 olduğunu ifade etti. Sağlık Bakanı, TÜİK'in 2012 istatistiklerine göre Türkiye'de kanserden ölen kişi sayısının 69 bin 269 olduğunu belirtti.184 BİN YENİ KANSER OLGUSU BEKLENMEKTEBakan Müezzinoğlu, 2013 veri toplama çalışmaların devam ettiğini, projeksiyon değerlerine göre yaklaşık 184 bin yeni kanser olgusu beklendiğini kaydetti.ERKEKLERDE ÖLÜM ORANI DAHA FAZLA Sağlık Bakanı, bunların kanser türlerine ait dağılımına ilişkin de bilgi verdi. Buna göre iyi huylu ve kötü huylu tümörlerde 44 bin 924 erkek, 24 bin 345 kadın olmak üzere toplam 69 bin 269 kişi hayatını kaybetti. Kötü huylu tümörlerde 44 bin 105 erkek, 23 bin 672 kadın olmak üzere toplam 67 bin 777. En yüksek oran ise 21 bin 431 ile gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümörü oluşturuyor. Bunu midenin kötü huylu tümörü, lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümör izliyor.TÜTÜN KULLANIMI VE OBEZİTE SALGINI Sağlık Bakanı, Dünya Sağlık Örgütü'ne göre kanser hastalığında görülen bu artışın üç temel sebebinin yaşlı nüfusta meydana gelen artış, tütün kullanımı ve obezite salgını olduğunu belirterek, "Ülkemizde, bunların yanı sıra kanser kayıtçılığında yapılan iyileştirmelerle daha önce kaydedilmeyen vakaların kayda alınması da kanser istatistiklerinde artışın bir diğer sebebidir" dedi.REKOR Ege'DE, EN AZ RİSKLİ YER GÜNEYDOĞU Sağlık Bakanı, 2012 yılına ait bölgelere ait kanser ölüm verileri hakkında da bilgi verdi. Buna göre kanser kaba ölüm hızı Marmara Bölgesinde yüz binde 109,24, Ege Bölgesinde yüz binde 111,68, İç Anadolu Bölgesinde yüz binde 98,37, Karadeniz Bölgesinde yüz binde 110,13, Akdeniz Bölgesinde yüz binde 74,25, Doğu Anadolu Bölgesinde yüz binde 53,7 Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yüz binde 35,5.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Hakkımda
- VAHDEDDİN HOCA
- https://www.facebook.com/VAHDED.HOCA SİTEMİZİ ZİYARET EDİP ÜYE OLURSANIZ ÇALIŞMALARIMIZA DESTEK VERMİŞ OLURSUNUZ ALLAH cc CÜMLE MÜMİNLERDEN RAZI OLSUN.






