AYET-İ KERİME

http://emelleri.blogspot.com.tr/2013/06/fakirlige-sebep-olan-seyler.html

17 Mayıs 2016 Salı

İTAAT ET İSYAN ETME BU VATAN SENİN GAVURA MEYLETME

RESEPSİYONLARDA KADEH KALDIRIP HÜKÜMETE DARBE BİLDİRİSİ YAYINLA- SAYDI PAŞAYI KAHRAMAN İLAN EDERLERDİ AMA O DEVLETİNE SADIK MİLLETİNE ŞEFKATLİ OLUNCA İŞ DEĞİŞTİ SENİNLEYİZ PAŞA DİK DUR.

İmâm Muhammed (R.A.) şöyle buyurmuştur:
Komutan bir şey emrettiği zaman, askerin buna itaat etmesi gerekir. Ancak, emredilen şey mâsiyet (= günâh) ise, ona itaat edilmez. Bu mes'elenin üç ayrı yönü vardır:
1) Eğer, askerler, komutanın bu emrinde menfâatlerinin bulunduğunu biliyorlarsa; bu durumda, —emir, mâsiyet olsa bile— itaat ederler.
Şöyleki: Komutan, bu durumda, askere: "Savaş yapılmayacak!" diye emir verir; asker de, bu durumda savaşı bırakmakta fayda olduğunu yakînen bilirse, meselâ: Düşmana güçlerinin yetmiyeceğini ve onlara ikinci bir yardım geldiğini anlarlarsa; ve savaşı terk etmekte askerler için menfâat olduğu anlaşılan her durumda, komutanın bu emrine itaat edilir.
2) Şayet, askerler, savaşı bırakmakta, kendileri için zarar olduğunu bilirlerse; bu durumda, —komutanın: "Savaş yapılmayacaktır!" şeklindeki— emrine itaat etmezler.
Şöyleki: Askerler, şu anda, düşmana güç yetirememelerine rağmen, İslâm askerlerine, takviye gücünün katılacağını bilirlerse; bu durumda, komutana itaat etmezler.
3) Şayet, askerler, bu durumda, şüpheye düşerler ve bu emrin menfâatlerine mi, zararlarına mı olduğunu bilmezler ve görüşlerine göre, iki ihtimâl de eşit olursa; yine, komutanın emrine itaat edip, savaşı bırakırlar.
Keza, komutan, "düşmanla savaşmayı" emreder; asker de, bunun faydalı olacağını yakînen bilir veya bu hususta şüphe içinde bulunurlarsa; yine, komutanın emrine itaat ederler.
Ancak, bunun faydalı olmayacağını, bilâkis zararlı olacağını yakî­nen biliyorlarsa; bu durumda, komutana itaat etmezler.
Şayet, askerler görüş ayrılığı içinde bulunurlar; bir kısmı, bu durumda: "Savaşmakta helak var." diğer bir kısmı ise: "... necat var." der ve bu şüphede, bir tarafın zannı, diğer tarafın zannına ağır bas­mazsa; yine, komutanın emrine itaat etmeleri gerekir.
Komutan, askerlere bir şey emrettiği zaman, onlardan biri, bu emre isyan ederse; komutan, onu, ilk hamlede te'dip eylemez. Ona, eski, itaatkâr hâline dönmesi için, Öğüt verir. Bundan sonra, yine âsî olursa; komutan, o askerin cezasını verir.
Fakat, asker, karşı gelişindeki özrünü açıklarsa, bu durumda komutan, o askerin yolunu açık bırakır.
Asker, Allaha cc yemin ederek: "Ben, bunu özrümden dolayı yaptım." derse; bu yemini ile birlikte, söylediği söze inanılır.

10 Mayıs 2016 Salı

Cemaat-i İslami Partisi Lideri şehid Motiur Rahman Nizami

Cemaat-i İslami Partisi Lideri şehid Motiur Rahman Nizami Bangladeş'te hükümet tarafından kurulan savaş suçları mahkemesinde yargılanan muhalefetteki Cemaat-i İslami partisinin lideri Motiur Rahman Nizami idam edildi.Nizami'nin büyük oğlu Nakibur Rahman yaptığı açıklamada, Dakka’daki Merkez Cezaevi yetkililerinin kendisini arayarak babasının idam edildiği haberini ilettiklerini bildirdi.Rahman, Cemaat-i İslami mensuplarını itidalli olmaya davet ederek, şöyle konuştu.“Bütün aile mensupları olarak metanetli ve güçlü olmaya çalışıyoruz. Sabretmekten başka çaremiz yok. Babamızın şehit olduğuna inanıyoruz. Onun göstermiş olduğu yolu takip edeceğiz. Bütün Müslümanları babam için dua etmeye davet ediyorum.”Rahman, ülke genelinde binlerce yerleşim merkezinde Cemaat-i İslami mensupları sokağa çıkarak kararı protesto ettiğini ancak güvenlik güçleri tarafından engellendiklerini söylemişti.Cemaat-i İslami Partisi Lideri Motiur Rahman Nizami'nin yakınları, idam cezasının uygulanmasına saatler kala Dhaka Merkez Hapishanesi'ne ziyarete gitti. Bangladeş'te aralarında Cemaat-i İslami'nin de bulunduğu 18 muhalefet partisi, hükümetin baskıları nedeniyle ülkede özgür bir ortam olmamasını gerekçe göstererek 2014 yılı başında yapılan genel seçimi boykot etmişti. Seçimlere yalnızca iktidardaki Avami Birliği ile onu destekleyen 7 parti katılarak parlamentodaki sandalyeleri elde etmişti.
ERDOĞAN DA KARARI KINAMIŞTI Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da cuma günü Eyüp Belediyesi hizmet binası ve toplu açılış töreninde yaptığı konuşmada, "Bangladeş'te 75 yaşında bir mücahide, hiçbir dünyevi günahı olduğuna inanmadığımız insana idam kararı veren zihniyeti lanetliyorum. Her türlü girişimde bulunmuş olmamıza rağmen burada kinin, nefretin bu denli yaygınlaşmasını ve şu ana kadar bu tür idamları yapan bir anlayışı ben ne demokratik bir anlayış, ne de adil bir yönetim Olarak görüyorum." ifadelerini kullanmıştı.
Cemaati İslami lideri Rahman Nizami'nin tutuklu olduğu ceza evinde idam edilmezden önce yazdığı
MEKTUBU:
“Doğduğumda nikâhlandığım ve son nefes diye zaman tayin ettiğim buluşmaya gidiyorum. Korkmuyorum. Ardımda pişmanlıklarım var ama üzgün değilim. Kırgınım. Sözünü unutanlara, kardeşinin elini tutmayanlara, düşeni kaldırmayanlara, Allah için gözyaşlarını sakınanlara, zalimin yanında durup mazluma timsah gözyaşları dökenlere, kıyama kalkmayı kolay zannedip elindekini muhafaza etmek için bahane satanlara, alanlara kırgınım. Bu kırgınlıkla kavuşacağım Rabbim’e söyleyeceğim bunları.
“Vuslat bu. Nerede buluşacağı belli olmuyor insanın. Bazen 14 yaşındaki bir kızı Kudüs’te pazarda buluyor. Kafasına sıkılan bir kurşunla göçüyor. Elbisesine bulaşıyor kan. Huzura çıkmadan önce melekler yıkıyor onu.
“Senin kardeşin benim. Bu katillerle niye anlaşıyorsun?” diyemiyor.
“Bazen vuslatına yürümen gerekiyor. Seni evinde bulsun istediğin buluşma için önce evinden ayrılman gerekebiliyor. Sonu görünmeyen bir yolu merakla yürümen gerekiyor. Yol bitip de deniz başlayınca acı acı yutkunmak serbest suya atlamadan önce. Bir kıyıya varıyor elbet denizin sonu. Kıyıya ya canlı varıyorsun ya da cansız vuruyorsun.
“Ben gidiyorum...
“Ardımda bir fikir kalsın istiyorum. Zorla karşılaşınca ölüm korkusundan istikametini şaşıranlarla biz ölümden aynı şeyi anlamıyoruz. Bu bir imtihandı. Kolay olacağını söylemedi kimse. Sancısız olacağını, bedelsiz olacağını. Bu yola baş koymak, sonunda gerekirse bu uğurda o baştan vazgeçmek demekti. Bizim için karar aldıklarını zanneden ahmaklar var. Bu karar ancak göklerde alınmış olabilir. Siz kimsiniz ki..!
“Size son sözlerim şudur;
“Her zaman batılın, zulmün ve haksızlığın karşısında ilmi mücadeleye devam edeceksiniz. Bir mümin asla Allah’tan ümidini kesmez. Hayatınızın sonuna kadar Allah yolunda bir gaye ile görevinizi sürdüreceksiniz. Batılın tüm tuzaklarına ilim yoluyla cevap vereceksiniz. Kadınlarımızın yetiştirilmesine ve ahlâk yoluna önem vereceksiniz. Cemaat-i İslami’de asla bir lider problemi yaşanmayacaktır. Durum ne kadar kötü olursa, o kadar iyi ve kaliteli liderler yetişecektir. Ben yaşlandım. Rabbim her an canımı alabilir. Ben şehit olarak Allah’ın huzuruna gitmek istiyorum. Benim şehadetim ile beraber değişim başlayacaktır. Halkım ve dünya Müslümanlarından dua istiyorum.”

2 Mayıs 2016 Pazartesi

KAZ CİYAKLATMADAN BÖYLE YOLUNUR

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş. 
Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler.
Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. 
Padişah, ihtiyarı selamlamış:
"Selamünaleyküm ey pir’i fani…"
"Aleykümselam ey serdar’ı cihan…
Padişah sormuş:
"Altılarda ne yaptın?"
"Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…"
Padişah gene sormuş:
"Geceleri kalkmadın mı?"
"Kalktık… Lakin, ellere yaradı…"
Padişah gülmüş:
"Bir kaz göndersem yolar mısın?"
"Hem de ciyaklatmadan…"
Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.
Padişah baş vezire dönmüş:
"Ne konuştuğumuzu anladın mı?"
"Hayır padişahım…"
Padişah mahzun olmuş:
"Bana kimler vezirlik ediyormuş ya Rabbi."
İyice mahcup düşen baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş.
Bakmış adam hala orada çalışıyor.
"Ne konuştunuz siz padişahla…"
Adam, baş veziri şöyle bir süzmüş:
"Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim."
Baş vezir, yüz altın vermiş.
"Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu."
"Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi."
Vezir kafasını kaşımış.
"Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?…"
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
"Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim."
Vezir bir soru daha sormuş…
"Geceleri kalkmadın mı ne demek?"
Adam bir yüz altın daha almış.
"Çocukların yok mu diye sordu… Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim…"
Vezir gene kafasını sallamış.
"Bir de kaz göndersem yolar mısın”, dedi, o ne demek…"
Adam gülmüş. "Onu da sen bul…"

26 Mart 2016 Cumartesi

Muhsin Yazıcıoğlu"nu kim öldürdü?

Muhsin Yazıcıoğlu"nu kim öldürdü?
( Abdülkadir Selvi ALINTI)
Muhsin Yazıcıoğlu"nu taşıyan helikopterin düştüğü haberini alınca, ilk işim telefona sarılıp, ona ulaşmaya çalışmak oldu.
Daha önce 3 kez trafik kazası geçirmiş, hepsinde arayıp sesini duyana dek içim rahat etmemişti.
Ama bu kez telefonum çalıyor ama Muhsin Başkan, "Gardaş" diye telefonuma cevap vermiyordu.
Telefonumu açsa, sesini duysam, geçmiş olsun dedikten sonra kazayı anlattırsam, sonunda mutlaka, "Bir kuşkunuz var mı?" diye sorardım. Zaman zaman, "Suikast kuşkunuz var mı?" derdim.
Açmadı telefonumu. Tanıştığımız günden bu yana ilk kez telefonuma cevap vermedi.
Hemşehrimdi, dostumdu. Siyasetin,"Yiğidosu"ydu. Her şeyden öte adam gibi adamdı Muhsin Yazıcıoğlu.
Allahtan rahmet diliyorum.
Erhan Seven"le birlikte yazdığımız, "Alperen" isimli kitaba her imza attığımda, arkasından rahmet duasına vesile olmasını istiyorum.
Muhsin Yazıcıoğlu"nu, Erbakan-Türkeş ve Edibali"nin seçim ittifakıyla Sivas Milletvekili olarak parlamentoya geldiği zaman tanıdım.
Ama asıl dostluğumuz 28 Şubat sürecinde oluştu. Refahyol hükümetinde yer almamasına rağmen 28 Şubat"a karşı yiğit bir mücadele veriyordu.
"Türkiye"nin, Suriye olmasına izin vermeyeceğiz" sözü 28 Şubat"ın kimliğini deşifre etmesi açısından tarihi önemi haizdi.
Refahyol"u, "Müslümanların iktidar olmasını sağlamak" adına dışarıdan destekledi. Merhum Erbakan"ın istifa edip Tansu Çiller"in başkanlığında kurulması düşünülen hükümette Başbakan Yardımcılığı önerildiğinde ise, "Koltuk hesapları uğruna destek veriyor" denilmemesi için bu görevi kabul etmedi.
AK Parti"nin kuruluş aşamasında hem Abdullah Bey"in hem de Tayyip Bey"in ısrarlı çağrılarına rağmen, Büyük Birlik Partisi ile çıktığı yoldan dönmedi. Ona göre, Büyük Birlik demek Alperen misyonu demekti.
Buna rağmen Sivas"tan milletvekili seçilip parlamentoya girdiği zaman, bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan"ın, jestiyle Kosova Dostluk Grubu Başkanlığı"nı üstlendi.
İnandığı dava uğruna çile çekmiş, 7.5 yılını Mamak zindanlarında geçirmiş, işkence görmüş bir insandı. Vefa insanıydı Muhsin Yazıcıoğlu.
Cezaevinden çıktıktan sonra ilk işi Medreseyi Yusufiye"dekilere ve ailelerine sahip çıkmak oldu.
Her şeyden önemlisi 12 Eylül öncesinin Ülkü Ocakları lideri olarak geçmişin muhasebesini yapmıştı.
28 Ağustos 2007 tarihinde, "Gülefer hanımın kuşkusu"nu yazmıştım. Muhsin Yazıcıoğlu"nun eşi Gülefer hanım Yozgat yakınlarında kuşkulu bir trafik kazası geçirmişti.
Yazının yayınlandığı gün Meclis"e gittim. Muhsin Bey"in etrafını çeviren meslektaşlarımız, ısrarla bir suikast kuşkusu taşıyıp taşımadığını soruyorlardı. Yazıcıoğlu ise kuşkulu bir kaza olmadığını anlatmaya çalışıyordu.
Meslektaşlarımız ayrılınca, "Ben bir suikast kuşkusu taşımıyorum ama Gülefer hanım senin gibi düşünüyor" dedi.
Helikopter kazasından önce de Yazıcıoğlu, Sivas"ta ve Bolu"da trafik kazaları geçirdi. Her defasında arayıp, "Kuşkulu bir şey var mı?" diye sorduğumda, "Yok gardaş. Saf Anadolu çocuğu" yanıtını vermişti.
Ama ben, "Burası yola çıkan kamyonların, siyasi suikastlerin, kuşkulu trafik kazalarının yaşandığı bir ülke. Ve dört ayda üç kaza. Haliyle geride koskoca soru işareti bırakıyor, Yazıcıoğlu ailesi neden hedef alınıyor" diye kayda geçmiştim.
Muhsin Yazıcıoğlu"nun helikopteri düştüğü andan itibaren, bulunması için devleti seferber eden Başbakan Erdoğan oldu. Vefatından en büyük acıyı yaşayanlardan biri olduğundan kuşkum yoktur.
Vefatından sonra da Yazıcıoğlu ailesi ve BBP yöneticileri ne zaman istedilerse görüştüler. Hem Başbakan Erdoğan, hem Cumhurbaşkanı Gül, bir dosta vefanın ötesinde baktılar bu işe.
Başbakan"ın talimatıyla Meclis"te Yazıcoğlu suikastini araştırmak üzere 2 ayrı komisyon kuruldu, Cumhurbaşkanı Gül, DDK"yı harekete geçirdi.
DDK"nın çabalarıyla helikopterin söküldüğü anın görüntülerine ulaşıldı. DDK raporundaki şu tespit önemliydi:
"Helikopterin bazı parçalarının gece orada kalan XXXX timince yakılmış olabileceği anlaşılmıştır ve arama çalışmalarında ön planda yer alan İ.Y."nin JİTEM"ci olma şüphesi, Yazıcıoğlu"nun suikaste kurban gittiğini gösteriyor. Arama kurtarma faaliyetleri sırasında ön planda olan İ.Y."nin ise JİTEM elemanı olduğu yönünde iddialar bulunuyor"
Yazıcıoğlu olayını başından beri araştıran biri olarak, şu kanaate vardım.
Muhsin Yazıcıoğlu olayı bir kaza değil; suikast.
Yok edilen deliller, incelenmesine uzun süre izin verilmeyen radar kayıtları, kaza mahalline bir gün önce ulaştığı iddia edilen JİTEM elemanları ve yakılan, sökülen helikopter parçaları.
Daha da ötesi var. aha önce kırıma uğrayan helikopterin kiralanması konusu.
Şimdi Yazıcıoğlu suikasti üzerinden ikinci bir oyun oynamak istiyorlar.
Başbakan Erdoğan"ı tasfiye etmek isteyenler bu kez, Yazıcıoğlu, suikastini Başbakan"a yıkmaya çalışıyor.
Bu bir istihbarat oyunu.
Yazıcıoğlu"na suikast düzenleyenler, kendilerini gizlemek için usta bir manevrayla Başbakan"ı hedef yapıyorlar. Bu da ikinci bir siyasi suikast... ( Abdülkadir Selvi ALINTI)
اَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّٰهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَاْوٰیهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصٖيرُ Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü varılacak yerdir! Ali_İmran 162

Abdülkadir Selvi kimdir?
1964 yılında Sivas Yıldızeli’nde doğdu. Yükseköğrenimini Gazi Üniversitesi Metalurji Bölümü’nde tamamladı. Yeni Nesil ve Yeni Asya gazetelerinde çalıştıktan sonra HBB TV’de muhabir ve haber müdürü olarak görev yaptı. TGRT’de Ankara Haber Müdürlüğü görevini üstlendi. 2001- 2011 tarihleri arasında Yeni Şafak Gazetesi’nde haber müdürü olarak görev yaptı. 2011’den bu yana Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilciliği görevini yürütüyor. Erhan Seven ile birlikte kaleme aldığı Muhsin Yazıcıoğlu’nu anlatan “İşkence Koğuşlarından Siyaset Meydanlarına: Alperen” ve “Ateşten Yıllar: Siyasette Said Nursi Tartışması” adlı kitapların yazarı olan Abdülkadir Selvi, evli ve 3 çocuk babası.

14 Aralık 2015 Pazartesi

MEKKE-İ MÜKERREME’DEKİ ZİYÂRET YERLERİ VE MÜBÂREK MEKÂNLAR

MEKKE-İ MÜKERREME’DEKİ ZİYÂRET YERLERİ VE MÜBÂREK MEKÂNLAR



Mekke-i Mükerreme’de bulunan mübârek mekânların bir kısmı, doğrudan doğruya hac ve umre menâsiki ile alâkalı olduğu için kitabın içinde daha evvel yeri geldikçe îzâh edildi. Bunlar; Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Haram, Hatim, Hicr-i İsmâil, Hacer-i Esved, Makâm-ı İbrâhim, Zemzem-i Şerif, Safâ, Merve, Arafât, Müzdelife gibi mübârek mahallerdir.
Mekke-i Mükerreme: Mekke-i Mükerreme, Müslümanların kıblesi olan Kâbe-i Muazzama’nın, yapılan ibâdetlere bire yüz bin sevap ihsan edilen Mescid-i Haram’ın bulunduğu, Rasülullah Efendimiz (s.a.v)’in doğduğu, nübüvvet ve risalet verildiği, Kur’an-ı Kerim’in âyetlerinin bir çoğunun nâzil olduğu, İslâm âleminin merkezi ve islâm’ın şartlarından hac vazifesinin ifâ edildiği mübârek bir şehirdir.
Mekke’nin Kur’an-ı Kerimde geçen isimleri: 1- Mekke 2- Bekke 3- Ümmül- Kurâ 4- El Beled 5- El Beledül- Emin 6- El Belde 7- Harâmün Emin 8- Vâdi Ğayri Zî Zer’in 9- Meâd 10- Karye 11- El Mescidül- Haram
Peygamber efendimiz (s.a.v) hicret esnasında Mekke-i Mükerreme’den hicret etmek üzere ayrılırken şöyle buyurmuşlardır: Allah’a yemin ederim ki sen, Allah’ın arzlarının en hayırlısı ve en sevimlisisin. Ben senden çıkarılmış olmasam, senden çıkmazdım.

1- PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V) DOĞDUĞU EV
Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimiz, milâdi 571 yılı Nisanının 20’sine isâbet eden Rabîu-l Evvel ayının 12’nci Pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke’de şu an kütüphâne olarak kullanılan evde dünyâ’yı şereflendirdi.
Peygamber efendimiz hicretleri esnâsında bu mübârek evi Hazret-i Ali efendimizin kardeşi (Ukayl) e hediye etmiş. Ukayl’in evlatları da Haccac’ın kardeşine satmışlardır. Bilâhere Harun Reşit’ in Annesi satın alarak burayı yenileyip mescid hâline getirmiştir. Kânuni Sultan Süleyman zamanında yeniden yıkılıp yapılmıştır. Şu anda evkaf kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.
Diğer mübarek haneler mescid-i haramın genişlemesiyle yıkılıp mescid-i harama dâhil edilmiş, bir kısmı çarşı ve yollara katılmıştır. (Mufassal İslam ilmihali 125)
Rasülüllâh’ın doğduğu, bir çok harikulâde hâdisenin cereyan ettiği o mübarek mekânı ziyâret etmek ve O’na salât-ü selâm okumak elbette rahmet ve şefâate vesîle olacaktır.

2- HIRA DAĞI – NUR DAĞI VE MAĞARASI
Gâr-ı Hıra: Mescid-i Haram’a 5 km mesafede Mescid-i Haram’ın kuzey doğusunda Cebel-i Nur’un zirvesindedir. Mağaranın uzunluğu 3m, genişliği 1,30m, yüksekliği 2m dir.
Peygamberimiz 39 yaşında sadık rüyâlar görmeye başlıyor. Son 6 ayda tamâmen şehirden, evlerden ve insanlardan uzak bu mağarada tefekkür ile meşgul oluyordu. Mîlâdî 610 yılının 17. Ramazanında Hıra mağarasında iken Cibril-i Emin ilk vahyi getirmişti. Cebrâil (a.s) Yâ Muhammed! Ben Cebrâil’im, sen de Allah’ü teâlânın peygamberisin. Dedikten sonra. “ oku!” dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v) “ماَ أناَ بِقاَرِئٍ” (Ben okuma bilmem) dedi. Cebrâil (a.s) onu kucaklayıp sıktı ve tekrar “oku” dedi. Peygamber efendimiz (s.a.v) “ne okuyayım” dedi. Cebrâil (a.s) “Oku, rabbinin ismi ile, o rabbin ki yarattı, o insanı bir alaktan yarattı. Oku, o keremine nihâyet olmayan rabbindir, kalem ile öğreten de, o insana bilmediği şeyleri öğretti.” meâlindeki Kur’an-ı Kerimin ilk âyetlerini okudu. Bu sûretle
Resulullâh efendimiz (s.a.v) peygamberlikle vazifelendirilmiş oldu. Bu vahiy de Gâr-ı Hıra’da gelmiş oldu.



3- SEVR DAĞI VE MAĞARASI
Mescid-i Haramın güney cephesinde, takriben 4 km uzaklıkta, Arafât yolu üzerindedir. Dağın eteği ile zirvesi 458m, takriben 1,5 saatte yaya çıkılabilen bir mesafedir.
Peygamberimiz (s.a.v), Hz.Ebu Bekir ile hicrette bu mağaraya girerek 3 gece kaldılar. Mağaraya önce Hz.Ebu Bekir girerek zararlı bir şey olup olmadığına bakmış, sonra da resulullah (s.a.v) efendimiz girmiştir. Hz.Ebu Bekrin oğlu Abdullah, gündüzleri müşriklerin arasında dolaşıyor, geceleri mâlûmat getiriyordu. Kölesi Amr İbn-i Füheyre ise o civâra koyunları sürüyor. Hem Abdullah’ın izlerini kaybediyor ve hem de süt ikram ediyordu.
Hz. Ebu Bekir müşrikler mağaraya yaklaştıkları zaman, ayakları görülüyordu. Dedim ki. “Ya resulallah başlarını eğseler bizi görürler.” Peygamberimiz (s.a.v), “sus ya Eba Bekr, bu ikinin üçüncüsü Allah tır.”
Bu mağarada üç mûcize sudur etmiştir. Hz.Ebu Bekir’in ayağını yılan sokmuş, Resulullah efendimiz (s.a.v) mübârek tükürüklerini sürmüş, o anda acısı geçip, şifa bulmuştu. Onlar içeri girdikten sonra Allah’ın emriyle mağaranın ağzına örümcekler ağ germiş ve güvercinler yuva yapmışlardı. Müşrikler mağaranın önüne kadar gelmişler, içlerinden biri aramak istemiş, Umeyye Bin Halef ona “orada ne işin var, aklını mı yitirdin? Orada Muhammed doğmadan örümcekler ağını germiş, kuşlar yuva yapmış” deyince mağaraya girmekten vaz geçtiler.

4- CEBEL-İ EBÎ KUBEYS
Safâ tepesinin üzerinde 120m yükseklikte şerefli bir dağdır. Tarihte bir çok hâdiseler cereyan etmiştir. Hacer-i Es’ad bu dağın zirvesinde muhâfaza edilmiş. Şakkul Kamer (ayın ikiye ayrılma) mucizesi burada tahakkuk etmiş. Hazreti İbrahim, en meşhur kavle göre, halkı bu dağın zirvesinden insanları hacca davet etmiştir.
Adem aleyhisselâm vefat edince buraya defnedilmiş. Peygamber efendimiz (s.a.v) burada namaz kılmış. Namaz kıldığı arsaya mescid binâ edilmişti. Hz.Bilâl Mekke’nin fethinde burada ezan okumuştur.

5- DÂR-UL ERKAM
Sahâbe-i Kirâmdan İbn-i Erkam (r.a) hazretlerinin evidir. Peygamberimiz (s.a.v) Müslümanların adedi 40 oluncaya kadar, yâni Ömer İbn-i Hattab hazretleri müslüman oluncaya kadar, Dâr-ul Erkam gizli olarak islâma dâvet merkezi olarak kullanılmıştır.
Dâr-ul Erkam Safâ’ya yakın bir yerdedir. Safâ’ya yakın kapılardan birinin adı da Erkamdır.
Safa’nın şark tarafından 36m şu an elektrikli merdivenin başladığı yeri takip eden mekandır. Bu mekan hicri 171 senesinde mescid olarak yapılmış, hicri 1375 senesine kadar bütün müslümanlar hürmet göstermişler. Bu tarihte Mescid-i Haram’ı genişletmek maksadı ile yıkılmıştır.

6- MESCİD-İ ŞECERE
Mescid-i Cinin hizasında bir mesciddir. Peygamber Efendimiz mescid-i cinin bulunduğu yerde cinnilerden gelen bir heyetle görüşmüştür. Bu hususu İbn-i Mesud Hz. söyle anlatıyor;
Cinler peygamber efendimize, “senin Allah’ın resulü olduğuna kim şahitlik eder?” diye sordular. Yakınlarında bir sakız ağacı vardı. Peygamber efendimiz o ağaca işaret ederek cinlere dedi ki; “Şu ağacı gördünüz mü? O şahitlik ederse iman eder misiniz? Cinler “ evet iman ederiz” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz ağacı çağırdı, ağaç dallarını budaklarını sürükleyerek geldi; “benim Allah’ın resulü olduğuma şahadet eder misin? Diye sordu. Ağaç; “Şahadet ederim ki sen Allah’ın resulüsün” dedi. O ağacın bulunduğu ve bu mucizenin tahakkuk ettiği yere mescid yapıldı.

7- MESCİD-İ CİN
Mekke-i Mükerreme’de, cennet-ül muallâ kabristanlığına yakın bir mescid-i şerîftir. Peygamber efendimiz hicretten üç yıl evvel Tâif’ten dönerken bu mescidin arsasında sabah namazı kıldı. Namazda okuduğu Kur’an-ı Kerimi cinlerden yedi kişi dinlemiş ve iman etmişlerdi.

8- CENNET’ÜL MUALLÂ
Harem-i Şerifin yaklaşık iki kilometre kuzeyinde olan bir kabristanlıktır. Burada mü’minlerin annesi Hazreti Haticetü’l Kübra (r.anha)’nın mübârek kabirleri, sahâbe-i kiram, tâbiin ve sâlihinden bir çok kimselerin kabirleri vardır. Abdullah İbn-i Zübeyir (r.anhüma), Hz.Ebu Bekrin büyük kızları Esmâ (r.anha), yine Hz.Ebu Bekrin oğlu Abdurrahman (r.a), Abdullah İbn-i Ömer (r.a), Osman Bin Talha (r.a) hazretleri gibi sahâbe-i kirâmın büyüklerinden bir çok zatların kabirleri de buradadır.
Hazreti Hatice (r.anha), hicretten üç yıl kadar önce vefât etmiş. Kabrine bizzat Peygamberimiz indirmiş ve vefâtına çok üzülmüştür. Zira Hz.Hatice vâlidemiz, peygamberimize ilk iman etmiş, en büyük maddi ve mânevi destekçisi olmuş, peygamberimizin yedi çocuğunun altısı Hz.Hatice’den doğmuştur.
Hz.Hatice vâlidemizin açık kerameti olarak rivâyet edilir ki; her hangi bir kadın, bir şeyde âciz kalıpta onun türbesine gidip, O’nu vesile kılarak Allah’tan yardım talep etse her halde maksadına ulaşarak döner.

9- MESCİD-İ AİŞE
Harem-i Şerife 6km mesâfede, Medine tarafından harem hududu olan Tenim’dedir. Hz.Âişe vedâ haccında peygamberimizle beraber haccetti. Özrü sebebiyle umre yapamamıştı. Peygamber efendimiz’e Medine’ye dönecekleri zaman dedi ki; “ ya resulallah insanlar hac ve umre ile dönüyor, ben ise umreden mahrum oldum” peygamber efendimiz (s.a.v) kardeşi Abdurrahman (r.a) hazretleri ile beraber umre yapmak için Ten’ime gönderdiler. Ve orada ihramlanıp, iki rekat ihram namazı kıldılar. Bunun için orada yapılan mescide, Mescid-i Aişe ismi verilmiştir.

10- MESCİD-İ CİRANE
Bu mescid-i şerif Mekke-i Mükerreme ile Taif arasındadır. Peygamberimiz (s.a.v) Hazretleri, hicretin sekizinci yılında vuku bulan Huneyn harbinin ganimetlerini burada taksim buyurmuşlardı. Aynı senenin Zilkade ayının on ikinci Çarşamba günü burada ihrama girerek umre vazifesini icra etmiştir. Bu mübarek yerden yetmiş peygamberin ihram giyip umre yaptıkları peygamberimiz (s.a.v) efendimizden nakil olunmuştur.

11- HUDEYBİYE
Haram hudutları haricinde, mescid-i harama 22 km, şu an Şümeys diye isimlendirilen yerdir. Biat-ül Rıdvan, Hudeybiye musalahası burada yapılmıştır. Peygamberimiz (s.a.v) Hicretin 6. yılında 1400 kadar ashabı ile umre yapmak üzere buraya kadar geldiler. Kureyşliler oradan ileri gitmelerine mani oldu. Peygamberimiz (s.a.v), Kureyşlilerle görüşmek üzere Hz. Osman’ı gönderdi. Hz. Osman ‘ın şehit edildiği haberi geldi. Müslümanlar şecere-i Rıdvan altında müşriklerle son demlerine kadar harb etmeye biat ettiler. Bu biata “Biat-ı Rıdvan” diye isim verildi. Hz. Osman salimen döndü. Kureyşliler sulh isteğini arz etti ve sulh yapıldı. Kurbanlar kesilerek umre yapılmadan dönüldü.
Hudeybiye’de Rasülullah (s.a.v.) susuz bir kuyunun başına vararak dua buyurmuşlar o kuyudan bir mucize olarak su çıkmıştır. Ashab-ı Kiram hem kendi ihtiyaçlarını ve hem de bineklerinin ihtiyaçlarını gidermişler. Yine hiç su kalmadığı bir zaman peygamber efendimiz mübarek elini bir kap içindeki suya soktu, iki parmak arasından bir pınar çıktı, 1400 kişi ihtiyacını görmüştür.

12- CEBEL-İ RAHME VE MESCİD-İ SAHRAT
Cebel-i Rahme:
Âdem aleyhisselamın, yer yüzüne inişinin yüzüncü senesi, Kâbe’nin inşâsını tamamladıktan sonra Havvâ Vâlidemizle buluştukları mübârek mevkidir.
Peygamber efendimiz (s.a.v) arefe günü öğle ile ikindiyi Mescid-i Nemre’de kılmış, Cebel-i Rahme’nin eteğinde Mescid-i Sahrat’ın bulunduğu arsaya gelmiş, arafat vakfesini orada yapmıştır.
Mescid-i Sahrat; Cebel-i Rahme’ye çıkarken sağ tarafa düşen, yarım metre civârında bir duvar ile çevrili kıble tarafına uzunluğu 13m, genişliği 8m civarında olan yerdir.
Peygamberimiz (s.a.v) vedâ hutbesini burada îrâd buyurmuşlardır.

13- MÜZDELİFE+
Müzdelife: Arafât ile Mina arasında, Harem sınırları içersinde, müzdelife vakfesinin yapıldığı mukaddes yerdir..
Müzdelife: İzdilaftan yakınlık ve toplanmak manasına gelir.
Müzdelife, Hz.Adem ile Havva Vâlidemizin Arafât’tan sonra zifaf oldukları (buluştukları) yerdir. “Meşari Haram” da denir.
Müzdelife’de Güzah dağının yanında Mescid-i Meşar-i Haram (Mescid-i Adem) isminde bir mübarek Mescid vardır.
Ayrıca Müzdelife, Peygamber Efendimiz’e üzerinde kul hakkı olanların da bağışlanacağına dâir müjdenin verildiği, şeytanların ise perişan olduğu yerdir.

14- MİNA
Mina: Men ve İhsan manasına Cenab-ı Hakkın rahmet ve bereketinin bol olduğu yerdir.
Mina, Mekke-i Mükerreme’ nin doğusunda, Sabır dağı ile Mürselat dağı arasındadır. Beytullah’a 6 km uzaklıktadır.
Minâ, Harem hudutları içerisinde olup, Hazreti İbrahim’in şeytanı taşladığı, oğlu İsmail (a.s)’a bedel olarak koç kestiği, Mescid-i Hayf’ın bulunduğu, Ensar ile birinci ve ikinci Akabe biatlarının yapıldığı, veda haccı esnasında Nasr sûresinin nâzil olduğu, teşrik günlerinde rasülullah efendimizin gecelediği ve Mürselat sûresinin nâzil olduğu mübârek bir mekândır.



Arafâta giderken yevmi terviyede bir gün, şeytan taşlama günlerinde üç gece Minâ’da kalmak sünnettir.
Ayrıca buraya ne zaman gelinirse gelinsin duâ ve niyazda bulunulmalıdır.

15- MESCİD-İ HAYF
Minâ dağının güneyinde, küçük şeytana yakın, Peygamber Efendimizin ve bir çok peygamberin namaz kıldıkları yerdir.
Mescid-i Hayf isminin verilmesi; Hz.İbrahim oğlu İsmail(a.s)’ı kurban etmeye götürürken burada vazîfesini yapıp, yapamayacağı korkusu içerisinde olduğu içindir.
Mescid-i Hayf da Çadır şeklindeki kubbenin altında Peygamber Efendimizin çadırı mevcut idi.
Behcetüt takva’da, bu kubbenin altında 400 Peygamberin metfun bulunduğu yazılıdır. Bunun için bu kubbeye (“Kubbetü’l Enbiya’’) denir.
Mir’âtü’l Harameyn de bildirildiğine göre: Hz. Adem Mescidin girişinde sol taraftaki minarenin altında metfundur. Hz. Âdem’ in cenâze namazını oğlu Şit (a.s.) kıldırdı ve Ebu kubeys Dağına defnetti. Nuh (a.s) da Hz. Âdem’in kabrini gemiye alıp tufandan sonra Mescid-i hayf’deki bu minârenin altına defnetti.
Mescid-i hayf gayet mübârek ve mukaddes bir mekân olduğu için burada çokça ibâdet yapmak lazımdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:
Yetmiş Peygamber hac etti, hepsi Kâbe’yi tavâf ettikten sonra Mescid-i hayf’ da namaz kıldı. Eğer kâdir olursanız orada namaz kılmayı bırakmayın. (Mir’atül-haremeyn c.1 s.1130)
Mescid-i Hayfta yetmiş peygamber namaz kıldı. Musa (a.s)’da onlardandır. Ben onu görür gibi oluyorum.
Zeyd İbn-i Esved (r.a.) buyurmuşlardır ki; Rasülullah’ın vedâ haccında ben de beraberdim. Rasülullah ile beraber sabah namazını Mescid-i Hayfta kıldım.
Ebu Hureyre (r.a) hazretleri; “Ben Mekke ehlinden olsa idim her cumartesi günü Mescid-i Hayfta namaz kılmak üzere Mina’ya giderdim” buyurmuşlardır.

16- MESCİD-İ BÎA
Birinci ve ikinci Akabe bîatının yapıldığı mübârek mescittir. Mina’ dan Mekke-i Mükerreme’ye gelirken sağ tarafta büyük şeytan’a takriben 300 m mesâfede osmanlı yapısı küçük bir mesciddir.
Birinci Akabe bîatı Peygamberimizin nübüvvetinin 12’nci senesinde hac niyyetiyle Medine’den gelen Evs ve Hazrec kabilelerinden 12 kişi ile yapıldı. Bir sene sonra yine hac mevsiminde 73 erkek 2 kadın olmak üzere 75 kişi ile bîat yapılmış, bu bîata: Bîa’tül Akabe’tül Kübrâ denmiştir.

Medine de Ziyaret Edilmesi Gereken Yerler

Medine de Ziyaret Edilmesi Gereken Yerler Nerelerdir?


Medine şehri ve Medine Haremi
Medine, Mekke’den sonra Müslümanlar için Cenab-ı Hakk’ın mukaddes kıldığı ikinci beldedir. Mekke’de olduğu gibi, Medine şehrinin çevresinde de Harem bölgesi vardır. Sınırları bizzat Peygamber Efendimiz (s.a.s) tarafından tespit edilen Harem bölgesi yaklaşık 22 km. kadardır. Mekke’nin etrafını saran Harem bölgesinin merkezi Kâbe olduğu gibi, Medine şehrinin etrafını kuşatan Harem bölgesinin merkezinde de Mescid-i Nebevi yer alır. Buhari’de geçen bir hadis-i şerif Medine’nin Harem bölgesi olduğunu şu ifadelerle anlatır: “Medine şuradan şuraya kadar haremdir. Bu bölgenin ağaçları kesilmez. Burada Kitap ve Sünnet’e uymayan işler yapılmaz. Kim burada Kitap ve Sünnetle çelişen şeyler icat ederse Allah’ın meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir.”


Mescid-i Nebevi
Mescid-i Nebevi, Allah Resûlünün Medine’ye hicret ettikten sonra ashabıyla birlikte ilk inşa ettiği mesciddir. Burası Mescid-i Haram’dan sonra yeryüzünün en faziletli mescididir. Peygamber Efendimiz (s.a.s): “Benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram hariç, başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir” buyurmuştur.
Mescid-i Nebevi’nin içinde Peygamber Efendimiz’in kabri ile minberi arasında yer alan Ravza-i Mutahhare isminde bir yer vardır ki, burası cennetten bir parça sayılan kutsal bir alandır. Burası yaklaşık 200 metre karelik bir alandır.

Peygamber Efendimiz (s.a.s) irtihal-ı dar-ı beka buyurduğunda Mescid-i Nebevi’ye bitişik olan Hz. Aişe’nin odasına defnedilmiştir. Daha sonra Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer Efendilerimiz de Onun yanına defnedilmişlerdir. Günümüzde yeşil kubbesiyle tanınan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın kabrinin bulunduğu yere Ravzay-ı Mutahhara denilmektedir.

Ravzay-ı Mutahhara
Hacceden kimse Mekke-i Mükerreme’de hac ile ilgili menâsikini tamamlayarak hacı olduktan sonra, Medine-i Münevere’ye gider ve Efendimiz’in kabr-i saadetini ziyaret eder. Bu ziyaret, hac menâsikine dahil değildir. Resulüllah Efendimizin kabr-i şeriflerini ziyaret etmek menduptur. Mali durumu müsait olanların bu ziyareti gerçekleştirmesi, vacip derecesinde önemli görülmüş, çok büyük bir mazeret olmadıkça terk edilmesi, büyük bir gaflet sayılmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in kabrini ziyaretin faziletiyle ilgili bir çok hadis rivayet edilmiştir. Bunlardan bir kaçı şu şekildedir: “Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda ziyaret etmiş gibidir”; “Kim sevabına inanarak beni Medine’de ziyaret ederse, o benim komşum olur. Kıyamet günü ona şefaat ederim”; “Bir kimse bana selâm verince Cenab-ı Hak bana ruhumu iade eder. Bende o kimsenin selâmını alır, mukabelede bulunurum.”
Peygamber Efendimize (s.a.s) hayatında hürmet ve ta’zim farz olduğu gibi vefatından sonra da farzdır. Bu itibarla ziyaret esnasında, hürmeti bozan, edebe aykırı davranışlardan kaçınılması gerekir. Ziyaret esnasında, tevazu, edep ve sükunetle hareket edilmelidir.
Medine’de kalındığı sürece mümkün olduğu kadar Mescid-i Nebevi’de kaza veya nafile namaz kılınmalı ve Kur’an okumakla, dua etmekle ve tesbih ve zikir çekmekle meşgul olunmalıdır.

Kuba Mescidi
Kuba, Allah Resûlü’nün hicreti esnasında Medine’ye gelmeden önce on dört gün süreyle kaldığı Medine yakınında bulunan bir yerleşim yeridir. Efendimiz birkaç gün süreyle kaldığı Kuba’da bir mescid inşa etmiştir. Hadiste şöyle buyruluyor: “Kim Kuba mescidine kadar gider ve orada namaz kılarsa, kendisi için umreye denk bir ecir olur.”

Mescid-i Kıbleteyn
Mescid-i Kıbleteyn, iki kıbleli mescid demektir. Burası, ilk kıble değişikliğine sahne olduğu için bu ismi almıştır. İslam’ın ilk yıllarında namazlar Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa yönüne doğru kılınıyordu. Hicretin on altıncı ayında inen ayet-i kerimeyle kıble, Mescid-i Haram’a çevrilmiştir.
Kıble değişikliğini haber veren ayet-i kerimeler nazil olduktan sonra bir sahabi bu hükmü bildirmek üzere Beni Seleme Mescidi’ne gitmiş ve onları ikindi namazını kılarken bulmuştur. Onlara kıble değişikliğini bildirmesi üzerine imam namazı bozmaksızın safları Kâbe tarafına çevirmiş ve namazın geri kalanını Kabe’ye doğru kılmışlardır. Bundan dolayı bu mescide Mescid-i Kıbleteyn denmiştir.
Medine’nin kuzeybatısında yer alan bu mescid, yaklaşık olarak Medine’ye 5 km. uzaklığındadır. Günümüzde bu mescidin yerine büyük bir mescid yapılmıştır. Buraya gidilerek mescidde tahiyyetü’l-mescid namazı kılınıp, burası da ziyaret edilebilir.

Baki Mezarlığı
Mescid-i Nebevi’nin doğu tarafında bulunan Baki mezarlığında, içlerinde Hz. Osman, Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Sa’d b. Ebu Vakkas gibi sahabenin önde gelenlerinin de bulunduğu yaklaşık on bin sahabe yatmaktadır. Burasını ziyaret etmek müstehabtır. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.s), zaman zaman Baki mezarlığını ziyaret etmiş ve onlara dua etmiştir. Bir keresinde şöyle demiştir: “Esselamu aleyküm ey kabir halkı! Allah sizi de bizi de mağfiret buyursun. Sizler bizim seleflerimizsiniz. Biz de arkadan geleceğiz.”
Baki mezarlığında ziyaret esnasında Allah Resûlü’nün yaptığı gibi onlara selam verilir ve dua edilir. Bu kutsal mekanlarda kendimiz için de Cenab-ı Hakk’tan af ve mağfiret dileriz.

Hendek Savaşının Yapıldığı Yerler
Hendek savaşının yapıldığı yerde birbirine yakın olan yedi tane küçük mescit bulunmaktadır. Buraların Medine’ye gelenler tarafından ziyaret edilmesi de adet haline gelmiştir. Buralar ziyaret edilerek mescidlerde tahiyyetü’l-mescid namazı kılınabilir ve Efendimiz zamanında cereyan eden tarihi olaylar hatırlanarak onlardan ibret alınır.

Uhud Şehitliği
Uhud şavaşında Müslümanlar yetmiş şehit vermişlerdir. Bu şehitler savaşın yapıldığı Uhud dağının eteklerine defnedilmiştir. Medine’ye uzaklığı yaklaşık 5 km. olan Uhud şehitlerinin de ziyaret edilmesi müstehabtır. Çünkü Peygamber Efendimiz Uhud savaşından sonra her sene bu şehitliği ziyaret etmiş ve onlara dua etmiştir.

Bedir Şehitliği
Bedir, Medine’nin güneybatısında olup, Medineye uzaklığı 160 km.’dir. Bedir’de Müslümanlardan on dört kişi şehit verilmiştir. Bedir’de yatan şehitler de ziyaret edilebilecek yerler arasındadır.

Hakkımda

Fotoğrafım
https://www.facebook.com/VAHDED.HOCA SİTEMİZİ ZİYARET EDİP ÜYE OLURSANIZ ÇALIŞMALARIMIZA DESTEK VERMİŞ OLURSUNUZ ALLAH cc CÜMLE MÜMİNLERDEN RAZI OLSUN.